Evveli günün ağırlığı
Göz kapaklarımda
Bugün daha başlamamış
Cep elimle dolu
Bir telaş var etrafımda
Gazeteler aynı
Politika sayfası
İçtiğim sular güzel kadınlar gibi
Rüzgar var mı? Bulut yok
Ezan sesi, karnım acıkır
Manav radyosu haber okur
Akşam olunca kapım beni bekler
Yediğim bir tas, yatağım sabırsız
Bir o yana, bir bu yana
Eski sinemalar gibi küf tutmuş rüyalarım
Hep bir olay olur ortasında
Karga sesleri, takvim yaprakları
Uzun oluyor kış günleri
Ne de olsa kiraz vaktidir
Karpuz suya düşmeden
Denize hiç girmem
Mehtap çıkmış, düşer yastığıma
Kanımca her şey boşuna
Fikret KIZILOK
Öldürdüler Amilcar Cabral'ı.
Bir yol, nedir ki tek başına?
Verdiği yemiş nedir ki bir ağacın?
Nedir ki bir evin kapladığı toprak?
Böyle düşünmez özgürlük savaşçıları
(Biliyordu Amilcar Cabral)
hiçbir yerinde dünyanın.
Herkese açık değilse bir yol,
esirgeniyorsa bir ağacın yemişi,
bir ev sökülüp alınmışsa sahibinden,
nerede olursak olalım
(biliyordu Amilcar Cabral)
kimse özgür değildir o ülkede
Gine, haritada küçük bir ülke,
Afrika'nın en eski insan pazarı.
Nerede olursak olalım
(biliyordu Amilcar Cabral)
bugün altın tozlarını devşirenle
dün insan alıp satanlar aynı.
Haksıza direnmek mümkün, boyun eğmemek güçlüye
doğru kavrıyorsak tarihin yazdıklarını.
Kavrıyorsa bizi, göğün altında bulunmak,
avuçlarımızın içi gibi yumuşacık.
(Biliyordu Amilcar Cabral)
Ne insanlar düşünüldüğü kadar sahipsiz,
ne zafer sanıldığı kadar uzak.
Kemal Özer
Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan
Bu memleket, bizim.
Bilekler kan içinde, dişler kenetli,
Ayaklar çıplak
Ve ipek bir halıya benzeyen toprak,
Bu cehennem, bu cennet bizim.
Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
Yok edin insanın insana kulluğunu,
Bu dâvet bizim...
Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
Ve bir orman gibi kardeşçesine,
Bu hasret bizim...