Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olacak olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
“Bana öyle geliyor ki, hakikaten yapabileceğimiz bir tek iş vardır, o da ölmek. Bak, bunu yapabiliriz ve ancak bu takdirde irademizi tam bir şey yapmakta kullanmış oluruz.”
Ulus, ancak devletlerin yıkılma ve çökme kargaşaları içinde bulunduğu zamanlarda yaşanan çok önemli ve korkunç günler yaşıyordu. Böyle günlerde, alın yazısını kendi eline almak uyanıklığını gösteremeyen ulusların geleceği karanlıktır, korkuludur.
Bir ulus, varlığını ve bağımsızlığını korumak için düşünülebilen girişimleri yaptıktan sonra, başarır. Ya başaramazsa demek, o ulusu ölmüş saymak demektir. Öyleyse, ulus yaşadıkça, girişimlerini sürdürdükçe, başarısızlık söz konusu olamaz.