“Yola çıkmaya, turneye başlamaya o yüzden bu kadar hevesliydim. Yolda olduğunda gerçek yaşamla uğraşmak zorunda kalmazsın. Sanki durdurma düğmesine basmış gibi hissedersin.”
Hayalci’nin hemen arkasından Kabus Perisi’ne başladım ve 2 günde bitirdim. Güzel bir seriye veda etmiş olduğum ve okuduğum için de çok mutluyum.
Olayların sonunda Lazlo da Sarai da eskiden oldukları kişiler değiller. Lazlo bir tanrı, Sarai ise hayalet. Hıçkırık’tan intikam almakta kararlı olan Minya, onları esir tutarken yeni kimlikleri ikisini de zorlar. Bir yandan da hâlâ tanrılarla ilgili cevaplanması gereken sorular vardır.
Öncelikle şunu belirteyim Hayalci serisi okuma zamanının ayarlanması gereken bir seri. Herkese hitap etmeyeceği gibi hazır hissetmiyorsanız ya da kafanız doluysa lütfen erteleyin yoksa seri heba olabilir.
Okumaya başladığımda dedim ki bu kitapta bir farklılık var, Hayalci böyle değildi. Sebebini bitirdikten sonra anladım. Kitabın ilk 200 sayfası Hayalci gibi durağandı fakat masalsı değildi , büyüleyici havasıyla beni alıp bir yerlere götürmedi. Yazar gereksiz bazı olaylarla mesela Lazlo ve Sarai’nin birbirlerinin bedenlerini keşfetmeleri, Thyon-Calixte-Ruza-Tzara’dan oluşan ekibin kütüphanede geçen ve Thyon’un aklının başına gelmesinden başka bir işe yaramayan sahneleri yazarak vakit kaybetmiş.(hayır tamam bu ekibin sahnelerinde eğlendim fakat keşke bu kütüphaneyle ilgili ilginç şeyler ortaya çıksaydı)
Ama kitabın ikinci yarısı farklıydı. Serideki tüm önemli olaylar bu kısımda gerçekleşti, aynı anda o kadar çok şaşırtıcı şey gerçekleşti ki kitabı elimden bırakamadım bile. Son 250 sayfayı tek oturuşta okudum desem bana inanır mısınız? Aşırı sürükleyici ve beklenmedik olaylarla doluydu, ilk yarıyı bana neredeyse unutturdu.
Kitabın sonunu da oldukça sevdim. Zorlama değildi, kurguya gayet uygundu ve beni de tatmin etti. Kitabı kapattığımda yüzümde bir gülümseme oluştu.
İki kitaba da aynı puanı verdim, hangisini daha çok sevdin diye soracak
“On beş yıl önce dört bebeğe bakabilmek için çaresizce birilerine ihtiyaç duymuş, sonunda bakıcıları yaratmıştı. Aslında başından beri o bakıcılar kendisiydi. Bunu kendinden bile saklamıştı çünkü... onun da birine ihtiyacı vardı.”