Yaşar Kemal’dan okuduğum 2. kitaptı ve hakkında bir sürü olumlu yorum duyduğum için almadan önce hiç tereddüt etmemiştim. Ama üzülerek söylüyorum ki beklediğimi pek bulamadım.
Mahmut Han’ın atı Ağrı Dağı’nın eteklerindeki köylerden birinde yaşayan Ahmet’in evinin kapısına gelir. Töreler ve inanışlar yüzünden paylaşılamayan bu at ile başlayan destan Mahmut Han’ın kızı Gülbahar ve Ahmet’in aşkını konu alır.
İlk 50 sayfasında aslında fena ilerlemiyordu hatta keyifle okuyordum ama bir süre sonra o kadar bunalttı ki beni, bitsin de artık başka kitaba geçeyim umuduyla devam edebildim. Yazarın masalsı, bol betimlemeli ve kendine has bir anlatımı var fakat olay örgüsü sizi sarmadığında pek de keyifli gelmiyor bu anlatım. O yüzden sonlara doğru kitap beni iyice yordu, baya sıkıldım.
Kitabı 4 kelimeyle özetle deseler bir at iki inat derdim. Ne atmış arkadaş. İlginç ve bana saçma gelen gelenekler vardı ki aslında tüm kitap bu geleneklerin uygulanmasıyla ilerliyor. Yok işte at kimin kapısına gelirse onundur geri vermez, bir erkek bir kızı kaçırdığında başka bir eve sığınırlarsa o evin sahibi onları kızın babasına teslim etmez gibi anlam veremediğim törelerdi bunlar.
Beni duygusal anlamda etkileyebilen tek kişi Memo oldu. Gerçekten üzüldüm, kitabın en hüzünlü karakteriydi bence. Gülbahar’a da Memo’dan istediği şeyler yüzünden çok kızdım o kadar kötü sonuçları oldu ki bu isteklerinin sırf kendi mutlu olacak diye bir başkasının acı çekmesine göz yumabilmesinin hiç kabul edilir tarafı yoktu. Sebebini bilmem ama Gülbahar ve Ahmet’in aşkı da bana pek geçmedi.
Uzun lafın kısası kitap hakkında ne hissettiğimi bilmiyorum. Ne sevdim ne sevmedim, okumasam eksikliğini hissetmezdim. Yazara da devam eder miyim ondan da çok emin değilim. Kitabı sevenler var elbette ama bana pek hitap
Tersyüz, 4-5 yıldır deli gibi merak ettiğim ama alma fırsatını bulamadığım bir kitaptı. Herkesin favorilerinde olmasından dolayı beklentim de yüksekti. Ve kitap sonuna kadar abartılmayı hak ediyor, hiç hayal kırıklığına uğratmadı çünkü mükemmeldi.
Kitap, Güzel ve Çirkin retellingi. Ambrose Young okulun en çekici çocuğu ve kasabanın yıldız güreşçisiydi. Fern Taylor, Ambrose Young’a âşıktı ama asla onunla birlikte olabileceğini düşünmemişti. Ta ki her şey tam tersi haline gelene ve Ambrose’nin eski yakışıklılığından eser kalmayana kadar.
Not=kitabın arka kapağında en önemli olaylardan biri dan diye yazılmış o yüzden bence arka kapağını okumayın.
Tersyüz, genç-yetişkin türünde okuduğum en iyi eserlerden biriydi. Bu türdeki kitapları zor beğenirim çünkü hep bir şeyler eksik olur. Ama Tersyüz kesinlikle harikaydı. İçindeki aşk, arkadaşlık, aile ilişkileri hepsi dozundaydı. Aşırı sürükleyici ve akıcıydı; kitap öylesine bağlıyor ki kendisine sonunu merak etsem de asla bitirmek istemedim. Yazar verdiği mesajlarla bol bol düşündürüyor, hayatınızı sorgulatıyor, değerini bilmediğiniz güzelliklerden bahsederken canınızı yakıyor.
Her şey olması gerektiği gibi, aceleye gelmeden, belli bir süreç içerisinde gerçekleşiyor. Karakterlerimiz 2 günde tanışıp 3.günde ben sensiz yaşayamam moduna girmiyorlar. Hepsini yakından tanıyabilme fırsatı bulduğumuz için çok bağlandım onlara. Yazar kalbimi o kadar çok kırdı ki bir ara ağlamamın bitmesini bekledim devam edebilmek için. Düşününce bile gözlerim doluyor.
Karakterler harika kurgulanmış; günlük hayatta karşılaşabileceğimiz, hatalar yapabilen kusursuz olmayan kişilerdi. Bailey, Fern, Ambrose, Rita, Ambrose’un arkadaşları ve aileleri... Hepsinde kendinizden bir parça bulabiliyorsunuz; acılarını, pişmanlıklarını, mutluluklarını kalbinizin
“Mutluluk yoksa üzüntü yoktur. Sevgi olmasaydı kaybı hissetmeyecektim. Bailey’yi kalbimden söküp atmadan acımı yok edemezsin. Onu hiç tanımamış olmaktansa bu acıyı çekmeyi yeğlerim.”
“Onlar öldü ve sen yaşıyorsun diye kendini suçlu hissediyorsun.” Bailey başıyla mezarları işaret etti. “Beans, Jesse, Grant ve Paulie başlarını iki yana sallayıp, ‘Zavallı Brosey. Neden orada kalmak zorunda?’ diyerek sana yukarıdan bakıyorlar belki de.”