Sasuke, Jax’in kolunu kavradı. Bir anlığına yüzündeki gülümseme çok sahiciydi. “Bu benim ağabeyim, Jax!” diye haykırarak ekranı işaret etti. “Orada! Televizyona çıkmış! Onu görüyor musun! Ona baksana! Boyu daha da uzamış! Kocaman açılmış ve yaşlarla parıldayan gözleri sanki yayının kesilmesinden korkuyormuş gibi televizyona sabitlenmişti. “Ben de ona benzemiyor muyum? Sence beni arıyor mudur? Sence beni düşünüyor mudur?”
“Hayatta kalmak için elimizde avucumuzda ne varsa tüm gücümüzle savaşırdık; sanki oksijen maskesi, emniyet kemeri ya da bir dilim çikolatalı pastadan uzak durmak bizi kurtarabilecekmiş gibi. Gerçeklik ve sanal arasındaki fark buydu. Gerçeklik, sevdiğiniz kişileri kaybedebileceğiniz bir yerdi. Gerçeklik, kalbinizdeki çatlakları hissedebileceğiniz bir yerdi.”
Warcross 2 yıl önce okuduğum bir kitap olsa da o zaman devam kitabı olan Wildcard’ı elimde olmasına rağmen okuyamamıştım. Kitaptan fazla bir şey hatırlamadığım için Warcross’u tekrar okumaya karar verdim.
Emika Chen bir ödül avcısı olarak çalışıyor, yasadışı bahis oynayan Warcross oyuncularının peşine düşüyordu. Kolay para kazanabilmek için risk alarak Warcross Şampiyonası’nın açılış oyununu hacklemişti; oyuna sızarak istemeden de olsa kendisini oyunun ortasında bulmuştu. Ve aniden herkesin konuştuğu bir isim haline gelmişti.
İlk okuduğumda benden 4,5 puan alsa da bu sefer onu alamadı. Önemli detayları bilerek başladığım için sert eleştirebilme hakkım yok gibi geliyor ama büyük eksikliklerinden de bahsetmem gerek, göz ardı edebileceğim şeyler değillerdi çünkü.
Kitap daha çok olay odaklı ilerliyor, Emika ve Hideo dışındaki diğer karakterleri yakından tanıma fırsatını elde edemiyoruz hatta tanımıyoruz bile. Olaylar gayet sürükleyici; bir sonraki sayfada ne olacağını, Sıfır’ın kim olduğunu, Hideo’nun geçmişini son ana kadar merak ediyorsunuz. Ben bilerek okusam da akıcı bir şekilde ilerledim. Sanal gerçekliğe dayanan bu evreni okuması ayrıca eğlenceliydi özellikle bu tarz bir animeye başladığım zamanda beni daha da keyiflendirdi. Kısacası yazarın kurguladığı evreni beğendim ve başarılı buldum.
Bence Warcross’taki en büyük sıkıntı Emika ve Hideo ilişkisiydi. Birincisi bu ilişkiye ne gerek vardı? Hayır ciddiyim olmasa sadece arkadaş olsalar daha keyifli olurdu. İkincisi de hadi diyelim ille de aşık olcaklar dedin. Niye bu kadar hızlı oldu, bence hiç yavaş gelişmedi. Hideo niye daha 2. görüşmelerinde herkesin içinde çok güzel görünüyorsun gibi, ardından çok geçmeden konuşurlarken sesini duymak istedim falan gibi sanki yıllardır aşıklarmış gibi konuşmalara giriyor?