Emile Zola çok merak ettiğim yazarlardan biriydi özellikle Germinal kitabını çoğu kişinin önerdiğini görmüştüm. Yazara bu kitabıyla başlamak istemiştim ama hiç doğru bir seçim yapmamış olduğumu ve büyük ihtimal yazardan başka bir kitap da okumayacağımı söyleyebilirim.
Ebeveynlerinin vefatıyla vasiyet üzerine ailesinin kuzeni Chanteu’ların yanında yaşamaya başlayan 10 yaşındaki Pauline karşılaştığı zorluklara, çektiği acılara rağmen yaşama sevincini ve saflığını yitirmez.
Kitabın ilk 50 sayfasını okurken aslında konunun başarılı olma potansiyeli var gibi gelmişti ama sadece bu ilk 50 sayfayla kaldı geriye kalan yaklaşık 350 sayfa gerçekten korkunçtu. Bunun en büyük sebebi Pauline’in çocukluk dönemini okuduğumuz bölümlerde yazarın ergenliği bir kız çocuğu üzerinden bu kadar cinselleştirerek anlatmasıydı. Yok kalçaları belirginleşiyor yok göğüsleri büyüyor, hassaslaşıyor diye başlayıp ergenliği sanki cinselliğin başlaması gereken nokta gibi gösterip 13-14 yaşındaki bir ÇOCUĞU kendisinden yaşça büyük kuzeniyle birbirlerinden etkilendirmeye kadar işi ileri götürmesiydi. Kadınları bu kadar cinsel bir obje gibi görmesi ayrıca beni rahatsız etti. Açıkçası bunları okuduktan sonra da kitabı objektif okuyamadım, abarttığımı da düşünmüyorum.
Yazarın yalın bir dili vardı, betimlemeler diğer klasiklere göre gerçekten az. Bu yüzden okumakta zorlanmayacağınızı düşünebilirsiniz ama bir süre sonra her şey birbirini tekrarladığı ve karakterler yıllar geçmesine rağmen bir gram bile gelişmediği için ben cidden okumakta çok zorlandım. Eğer okumak için kendimi zorlamasaydım büyük ihtimalle 1 ay daha bu kitabı okurdum. Bitirdiğimde ise üzerimden bir yük kalkmış gibi hissettim.
Olay örgüsünün içinde ölüm korkusu, yaşama sevinci, din, fedakarlık, aşk gibi konular işlenmek istense de yazar
Severek takip ettiğim bookstagramların favorilerine giren bir kitap olmasından ve kitap okumakta zorlandığım dönemde araya sıkıştırıp kafamı rahatlamamı sağlayacağını düşündüğümden dolayı Nefret Oyunu’nu sepetime eklemiştim. İkincisini sağladı ama beğenmediğimi verdiğim puandan anlamışsınızdır.
Lucy Hutton ve Joshua Templeman birbirlerinden nefret ediyordu. Ortak iki CEO’nun asistanları olarak karşılıklı çalışıyorlardı. İkisi de aynı terfi için çabalarken çekişmeleri artar bir yandan birbirlerini yakından tanımaya başlarlar.
Kitabın adını okuduğunuzda nefretin baskın olması gerektiğini düşünürsünüz değil mi? Ama sıkıntı şu ki kitapta olan duygulardan hiçbiri nefret değil. Karakterlerimiz birbirinden hiç nefret etmedi. Aralarındaki rekabeti ve zaman geçtikçe kabullendikleri cinsel çekimi yanlış yorumlamaları sonucu abartılı bir nefret varmış gibi yansıtılıyor ama alakası bile yok. Enemies to lovers okumayı beklerken düşman olmayan ikilimizin kısa bir sürede aralarındaki buzları(!) eritmelerini okuyoruz.
Konusu klişeleşmiş bile olsa yazarın; olay örgüsüyle, karakterlerle daha özgün bir kurgu oluşturması gerekirdi. Gayet tahmin edilebilir ilerleyen, türünün vasat örneklerinden biriydi. Çok düşündüm bu kitapta neyi sevdim diye ve hiçbir şey bulamadım. Tek artısı akıcı olması ve kolay okunmasıydı onun dışında burada bahsedebileceğim bir özelliği yoktu.
Yetişkin kurgu olmasından dolayı kitabın +18 olmamasını beklemek saçmalık olurdu. Ama 384 sayfa boyunca karakterlerin öpüşmelerini, sevişmelerini ya da bu ikisini fantezi dünyalarında kurgulamalarını okuyoruz. He bir de flörtleşmelerini. Zaten hepsi dan diye oluyor böyle zamanla gelişse tamam. Ama kısa sürede gerçekleşen böyle abartılı ilişkileri okumaktan gerçekten çok sıkıldım.
>SPOILER BAŞLANGICI<
Eğer Lucy, Danny’le