Üç farklı karakter üzerinden 20 küsur yıllık bir zaman dilimini ve çoğunlukla aynı olayları kendi bakış acılarından okuduğumuz güzel bir kitap İşin Aslı, Judit ve Sonrası. Her birine neredeyse eşit sayfa sayısı ayrılmış ve her biri ait olduğu toplumsal sınıftan, yaşadıkları dönemden (ki bu da 20'lerden 40'lara uzanan bir zaman dilimini kapsıyor) kendini soyutlamadan, âdeta bunların ışığında anlatıyor bize olayları.
İlk bölüm bir küçük burjuva olan Ilonka'nın tam anlamıyla bir burjuva olan eski eşiyle evliliğini anlattığı, bana göre en duygusal, daha doğrusu duygularını en çok belli eden, en çok duygularıyla konuşan bölüm. Hayatını kocasına adamış, ona çok âşık, onun da kendisine aynı ölçüde âşık olmasını dileyen bir kadının ağzından dinliyoruz öyküyü. Dünyaya kocasıyla bakan, her şeyi, hatta çocuğunu bile onun üzerinden seven, kocasını anlamadığını düşünen, onu anlamaya çalışan, bir yandan hiçbir zaman sınıfsal olarak kocasıyla eşit olamayacağının farkında, hep diken üstünde yaşayan bir kadın Ilonka. Şöyle diyor sayfa 19'da:
"Bugün şundan eminim ki çocuk araya girmeseydi, üçüncü yılda ayrılırdık. Sebep mi? Çünkü kocamla yaşayamayacağımı daha o zaman biliyordum. Birini sevip onunla yaşayamayacağını bilmek, en büyük acılardan biri."
Evet, birlikte yaşayamıyorlar. Kocasının başka bir kadını unutamadığını, kendisini hiçbir zaman onu sevdiği kadar sevmeyeceğini öğrenip bir nevi aradan çekiliyor. Ve kitap ikinci bölümüne, yani tam bir burjuva olan eski kocanın, Peter'ın bölümüne geçiyor. Onun hikâyesi kendi cümleleriyle şöyle başlıyor: "Her şey bizim evde kimsenin birbirini sevmeye cesaret edememesiyle başladı." Peter hiç kavga gürültünün olmadığı sessiz, her şeyin kuralına uygun olduğu, hatta her şeyin bir kural gibi yaşandığı bir evde büyümüş, yalnızca parası olduğu