Esra

"Kırk bir yıldır hiçbir şey ve her şey arasında yaşıyorum ve senin dışında kimse bana yardım edemez. Böyle ölmek istemiyorum. O zaman kırk bir yıl önce, Krisztina'nın tespit ettiği gibi daha hayırlı ve insanlık onuruna yakışır olurdu; evet, zamanın silemediğini bir kurşunun silmesi daha insani olurdu: İkinizin birlikte iş çevirip beni öldürmeyi planladığınız ve senin bunu gerçekleştiremeyecek kadar korkak olduğun süphesini. Bilmek istediğim bu. Gerisi sadece kelimeler, uydurma kalıplar. .... 'Neden' ve 'Nasıl' beni artık ilgilendirmiyor. İki insan arasında, bir erkekle bir kadın arasında 'Neden' ve 'Nasıl' zaten daima acınacak kadar aynıdır. Konstelasyon küçümsenecek basitliktedir. 'Şundan' ve 'Şöyle', çünkü mümkündü ve olabildi; gerçek bu. Sonunda daha hâlâ ayrıntıları eşelemenin bir anlamı yok. Fakat insan esas olanı, gerçeği ortaya çıkarmak istemeli, istemek zorunda, çünkü yoksa ne için yaşadı ki? Kırk bir yıla ne için katlandı? Yoksa seni niye bekledim; üstelik sadakatsiz kardeşi, kaçak dostu bekler gibi beklemedim, hayır, aynı anda yargıç ve kurbanmış ve sanığı beklermiş gibi bekledim."
Sayfa 108·Kitabı okudu
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sadakat korkunç bir bencillik ve aynı zamanda insan hayatındaki çoğu menfaat gibi kibirli bir şey değil mi? Sadakat beklerken, ötekinin mutluluğunu istiyor muyuz? Ve o, sadakatin incelikli hapishanesinde mutlu olamıyorsa, yine de ondan sadakat beklerken onu gerçekten sevdiğimizi söyleyebilir miyiz? Ve eğer onu mutlu olacağı şekilde sevmiyorsak ondan herhangi bir şey, sadakat ya da başka bir kurban talep etmeye hakkımız var mı?
Sayfa 101·Kitabı okudu
Şimdi yakınlaşan sözde özgürlük günlerinde kendi baskılarını yenilemesi gerek. Kendisine direnme, örgütlenme, kişiliğini koruma olanağı veren tutukluluk ve sürgün gibi durumlar kalkıyor. Kolayca soyutlaşabilen özgürlük ve insanca yaşama kavramlarını bir yerinden yakalamalı. Yoksa tavırsız, savaşsız, şaşkın bir yeni Oya olmak öyle kolay ki. Üstelik kavgayı, direnmeyi sürdürdüğünü sanarak. Çünkü artık karşı çıkılacak şeyler eskisi kadar somut, elle tutulur olmayacak. Doğruyla yanlışın ayırt edilmesinin zorlaşacağı gibi. Sapmak, sürdürmek yakın, çok yakın. Eski Oya'yı, onun alışkanlıklarını unuttu, bıraktı mı gerçekten? Yoksa buna zorlandığı için öyle mi sandı? Artık zorlanmayınca ne olacak? Şimdi, özgürlüğe yeni bir adım attığı bu sabahta, sevincini azaltan bu korku. Bundan sonraki Oya'dan korku.
Sayfa 223·Kitabı okudu
"Yoksa ben yaşamımı heder eden biri miyim? Yoksa ben, anamın dediğince ne kiliseye ne camiye yarayan biri miyim? Ben yoksa, boşu boşuna başını sivri kayalara vuran, her vuruşta onulmaz yaralar alan, her yaralanışta 'İşte, bakın beni gene bu toplum yaraladı' diye kanlarını akıta akıta dolaşan ve toplumun o kanları görüp de hatasını anlayacağını uman, yarasından dolayı göğsü kabaran, her başarısızlığında, 'Var mı benim gibi toplumuyla uyuşmayan, yüce bir insan?' diye, kendine güveni artan, 'İşte ben dünyayı ileriye doğru değiştirmekte emeği geçenlerden biriyim' diye için için devleşen ve durmadan yeni yeni yaralar arayan, yaralarından ve devleştiğinden kimsenin haberi olmayan, emeği eline verilmiş biri miyim ben yoksa?"
Sayfa 159·Kitabı okudu
Tekdüze, herkes gibi yaşamanın kolaylığından, o korkunç ölçüde güç kolaylıktan, gönlümce yaşamanın kolayca üstesinden gelinen zorluğuna sığınmıştım günün birinde. Ne değişti? İkisi arasındaki ayrımı bulmak elimden gelmiyor.
Sayfa 180·Kitabı okudu