Biricik karısını kaybedince yaşama amacını da kaybeden ve ölmek isteyen ama bu yolda önüne sürekli engeller çıkan, bir türlü ölemeyen, öfkeli, aksi, boomer* bir adam Ove. Site içinde araba sürülmesine kesinlikle karşıdır, beyaz gömlekli bürokratik insanlardan nefret eder, kedi ve köpeklerden, çocuklardan hoşlanmaz, küfürbazdır, değişimden ve değişmekten nefret eder, kurallarına sıkı sıkıya bağlıdır... Tam bi' çatlak, hatta sinir bozucu bir herif. Ama o çatlaklardan içeri hayatın sızacağını kitabın daha ilk cümlesinde anladım elbette. Onu bekledim, beklerken bazen sıkıldım, bazen hah işte geldi dedim, bazen göz devirdim bazen gözlerim doldu. Evet çok klişe, tahmin edilir, yer yer aşırı çiğ hissettiren ama bir yanıyla kesinlikle insana iyi gelen, insanın içini ısıtan, sade ve samimi diliyle seni sarıp sarmalayabilen bir kitaptı bence. Abartıldığını düşünüyorum ama neden abartıldığını da anlayabiliyorum. Yalnız Ove benim komşum olsaydı ben o kadar anlayışlı olmazdım ona karşı, bende o tahammül kalmadı Ama başta Pervaneh olmak üzere bütün o komşular ve tatlı kedicik iyi ki vardı. Bir de İskandinav Edebiyatı/Sineması dendiğinde benim aklıma genelde kasvetli, travmalı, varoluş sancılarıyla yüklü, ağır içerikler geliyor. Kafamdaki o algıyı yıkan bir kitaptı, bu yönüyle de keyifliydi.