"Geçmişi yitirdiğimizde, her şey patlayıp paçavraya döndüğünde suçu nasıl paylaştıracağız? Bir hayatın enkazında nasıl anlam bulacağız?"
Nereden başlasam ki... Kötü zamanlardan geçtiğimiz şu günlerde okuma motivasyonumun biraz düşmesinden ötürü hafiften uzamış bir yolculuk oldu benim için Mağriplinin Son İç Çekişi ama güzel de oldu, sindirerek okudum. Salman Rushdie, adına aşina olduğum ama çok da merakımı cezbetmemiş bir yazardı açıkçası. Can Yayınları'nın 7 tl kampanyasından almıştım Mağriplinin Son İç Çekişi'ni. Dolayısıyla hakkında hiçbir şey bilmiyordum, hatta yakın zamanda okumayı da planmalamıştım. Tamamen spontane bir şekilde okudum ve gerçekten çok beğendim.
Kitapta güzel işlenmiş bir olay örgüsü, nesiller boyu bir aile anlatısı var ancak sadece olaylara sırtını yaslayan bir roman değil Mağriplinin Son İç Çekişi; aynı zamanda çok boyutlu oluşturulmuş karakterlere ve tüm bunları okuması zevkli hale getiren çok beğendiğim bir üsluba sahip. Özellikle kadın karakterlerin çok boyutlu ve baskın olmasına, hiçbir zaman arka planda kalmamış olmasına çok sevindim. Karakterlerin iyi ve kötü şeklinde ayrılmamasını; hepsinin gri tonlarında olmasını da çok sevdim. Örneğin romanda çok rahatsız olduğum bir kısım vardı ve okurken bir yandan da "Bu hiç romantik değil, bu çok rahatsız edici." diye düşünüyordum ama ilerleyen kısımlarda beni rahatsız eden eylemi gerçekleştiren karakterin aslında göründüğü kadar iyi olmadığını fark edince karakter oluşturmadaki başarısını bir kez daha takdir ettim Rushdie'nin.
Hindistan benim hem kültür hem de coğrafya olarak pek hakim olmadığım bir ülke; dolayısıyla kurguya yedirilen siyasi gerçeklikleri yakalamakta ve anlamakta biraz zorlandım, araştırma yapmam gerekti ve yazarın tarihi olayları kurguya dahil etmede de çok başarılı olduğunu