"Düz mantıkla düşünürsek, gözünü maddi hazine - hatta zihinsel hazine - hırsı bürümüş bir adamla, manevi hazine hırsı bürümüş bir adam arasında en ufak bir fark yok, benim görebildiğim kadarıyla. Senin de dediğin gibi, hazine hazinedir, anasını satayım, ve bana öyle geliyor ki, tarih boyunca dünyadan nefret eden azizlerin yüzde doksanı, tıpkı geri kalanlarımız kadar açgözlü ve sevimsizdi temelde."
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Bu kitabın 1963'de Louis Malle tarafından uyarlanmış filmi (Le feu follet/The Fire Within) benim için bir başyapıttır. Kitap çeviriden mi kaynaklı bilmiyorum ama film kadar büyük bir etki bırakmadı üzerimde. Yine de oldukça beğendim, belki çeviri bir kez daha gözden geçirilirse daha lezzetli bir okuma sunabilir roman.
Yazar Pierre Drieu la Rochelle 52 yaşında intihar etmiş ne yazık ki, kitaptaki baş karakter Alain de onunla aynı yolu izliyor. Bu gerçek ile birlikte okuyunca, Alain'ı ister istemez yazarla özdeşleştirdim ve çok yaraladı beni. Hayata dair tutkusunu yitirmiş, o tutkuyu içinde bir yerlerde barındıran, ya da önceden barındırmış ama bir şekilde, bir yerde kaybetmiş o tutkuyu; çevresinde onu seven insanlar var ama bu hiçbir zaman yeterli gelmiyor Alain'e. İnsanlarla arasındaki yeterince güçlü olmayan bağı yüklenmekten yorgun düşmüş. Sürekli, her görüştüğü insan ona biraz daha yolun sonuna geldiğini hissettiriyor. Filmi izlerken de vazgeçmeyeceğinden emindim, "Elimi kaldıramıyorum, şeylere dokunamıyorum. Öte yandan, dokunduğumda hiçbir şey hissetmiyorum." diyen bir insanı ne durdurabilirdi ki? Artık hissetmek de istemeyen bir insanı? İntihar eden biri için hep ilk olarak "Nasıl acı çekti kim bilir?" diye düşünürüz, acı dahil hiçbir şey hissedememiş, bu yüzden yaşamdan vazgeçmiş olabileceği aklımıza gelmez. Alain tam olarak bu noktadaydı; hissizlikten yorulmuştu. Hiçbir şey hissedemedikten sonra yaşamanın anlamsız olduğunu düşünüyordu Alain. Kadınlara, arkadaşlarıyla vakit geçirmeye, bağımlı olduğu uyuşturucu da dahil hiçbir şeye karşı arzu duymuyordu artık. Tutkusunu yitirmişti... Malûm sonu kaçınılmazdı bir noktada.
Sonuç olarak; oldukça etkilendiğim bir roman oldu. Filmi mutlaka izlenmeli, ama kitabı da okunmalı bence. Oldukça beğendim.
Bir alıntı:
*