Necip Fazıl’ı on beş-yirmi dakika dinleyen biri kendi dünyasının ne kadar küçük, değersiz olduğunu derin derin anlar. Sohbetlerin, büyüklerin dizlerinin dibinde oturmanın neler ifade ettiğini anlıyorum. Tasavvuftaki sohbet medeniyetini anlıyorum.
Köydeki ihtiyat aydında da olmalıydı. Şüphesiz hızlı düşünüyor aydın. Ve kolay karar veriyor. Ama süratin içinde teferruatlar yanıltıyor insanı. Sonra uzun bir katarın arkasında öndeki lokomotifin çoktan raydan çıktığı fark edilmiyor. Son anlarda lokomotiften bağ koparılabilirse ne ala. O zaman bile kat edilmiş onca yolu nasıl geri dönerler. İyice sağlamlaşmış alışkanlıklar edinmiş olanlar tekerleklerinin tiryakisi oldukları onca yolun tıkırtısından vazgeçip nasıl geri dönecekler. Dönseler bile onun hatırasından nasıl yakalarını kurtarırlar. Dönelim kendimize ve aldığımız yaralara bakalım. Bizi suçlayacaklardır elbet. Çoktan ve neler pahasına dönüş yapmış olsak da suçlayacaklardır bizi. Ruhumuzun Batı’dan aldığı lekelerden ancak Allah bizi arındırabilir.