Yine herkesin okuduğu ve benim en sona kaldığım bir kitap ile karşınızdayım.
Kısaca konumuz Nora Seed hiç memnun olmadığı bir hayat yaşamaktadır. Öyle ki istemediği bir iş yerinde, istemediği şekilde ve istemediği bir halde yaşıyor. Ailesiyle arası yok, arkadaşları yok, ona ihtiyacı olan kimse yok. Sadece bir kedisi var. Fakat o da bir gün ölüyor. Ardından bir gece Nora hayatının en önemli kararını verdikten sonra kendini Gece Yarısı Kütüphanesinde buluyor. Gece Yarısı Kütüphanesi Nora’nın hayatının tüm olasılıklarını içeren kitaplarla dolu bir yer. Şöyle ki en ufak seçimin bile etkilediği bir sürü farklı hayatın olduğu kitaplar var.
Çok güzel bir yer gibi değil mi? Hayatımızda yaptığımız seçimlerin hepsinden mutlu olmuyoruz. Bazılarından pişman olurken bazıları için iyi ki diyoruz. Ama ya tüm olasılıklarımızı yaşayabilseydik? Düşünüyorum da benim gibi detaycı biri her olasılığı iyisiyle kötüsüyle yaşayıp nereye varacağını öğrenmek isterdi.
O sebeple bu kitap benim için mükemmel bir kitaptı. Hiç zorlamadan hayatla, hayatlarımızla ilgili çok güzel şeyler öğretiyor. Verdiği dersler nazik bir şekilde aklınıza yerleşiyor.
Bu yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Anlatım dilini sevdiğim için diğer kitaplarına da bakacağım.
Sizde benim gibi bu kitabı okumakta sona kalanlardansanız bir an önce okumanızı önerebilirim. Pişman olmazsınız bence.
"Benim burada ne işim var?" diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Bir labirentin içindeymişsiniz ve kaybolduğunuzdan eminmişsiniz de, her bir dönemeci kendiniz yarattığınız için bu tamamıyla sizin suçunuzmuş gibi hissettiğiniz? Üstelik dışarı çıkmanızı sağlayacak birçok yol olduğunu da biliyorsunuz çünkü labirentten çıkmayı başarmış, dışarıda gülüşüp oynayan insanların seslerini duyuyorsunuz. Çalı çitlerin arasından arada bir görüyorsunuz onları. Yaprakların arasından gelip geçen şekiller halinde. Öyle mutlu görünüyorlar ki onlara değil, bu işi onlar gibi yapamadığınız, için kendinize kızgınsınız. Oldu mu hiç? Yoksa bu labirentte kalan bir tek ben miyim?