içinde aşkın hüküm sürmediği bir evin nasıl da soğuk ve ıssız olduğunu hatırladım; havada yerli yersiz büyüyen gerginliğin patladığı an kendimi uykunun esirgeyen karanlığına bırakmak için duyduğum isteği.
bir türlü tadamadığım yakıcı bir duygunun pençesine düşmek istiyordum: böylece yaşadığımı hissedebileyim; günah, şehvet, acı, pişmanlık, suçluluk kavursun içimi, içimdeki ve evimdeki boşluk dolsun. beni yakan ateşi saklamak olsun işim. günler daha hızlı geçer, zaman anlam kazanır. kızıma duyduğum sevgi kendini yeniden belli eder, suçlulukla.
...manolyalardan yaseminlere geçtik sonra; çocukluğunun geçtiği evin bahçesinde bir yasemin varmış, annesi dikmiş. annesi hastalandığında her gün bir dalı kuruyormuş yaseminin, annesine deli gibi âşık babası her gün kuruyan bir dalı kesiyormuş. bir gün babasını yaseminin başında konuşurken bulmuş, 'ölme' diyormuş babası yasemine, 'n'olur ölme.'