Benim yüzüm, benim kalbim, diğerleri için anlamı olmayan bir kabuktan başka bir şey değildi. Benim kalbimle bir başkasının kalbi birbirini yakalayamıyordu. Hey, diyordum. Hey, diyordu karşıdaki. Hepsi bu. Kimse el kaldırmıyor. Kimse bir daha başını çevirip bakmıyordu.
Bana bir şeyler anlatmak isteyen tek bir kişi bile olmadığı gibi benim de duymak isteyeceklerimi bana anlatacak da çıkmadı. Herkes az ya da çok kendi sistemine uyarak yaşamaya başlamıştı. Bu sistem benimkinden çok farklıysa sinirleniyor, benzer olmasına ise içerliyordum. Hepsi buydu.
Herkesin bir sorunu vardı. Sorunlar gökten yağmur gibi yağıyor, bizlerse var gücümüzle onları toplayıp cebimize koyuyorduk. Bunu neden yapıyorduk, bugün de bilmiyorum. Belki de onları başka bir şeyle karıştırıyorduk.
Dönerken inceden bir hüzün hissederdi yüreğinde; önünde onu bekleyen dünya aşırı büyük ve çetindi; gizlenebileceği hiçbir yer olmadığını düşünüyordu Fare.