John Steinbeck’in Cennetin Doğusu kitabına ilk başladığımda açıkçası biraz gözüm korktu. Kitap oldukça kalın ve başta “bunu bitiremem herhalde” diye düşündüm. Ama okumaya başlayınca fikrim tamamen değişti. Çünkü gerçekten çok sürükleyici bir kitap; sayfalar ilerledikçe insanın bırakasını gelmiyor.
Roman aslında çok eski bir anlatıya, Tevrat’ta geçen Kabil ve Habil hikâyesine dayanıyor. Bu yönüyle biraz epik, biraz da simgesel bir anlatımı var. İyilik ve kötülük meselesini sadece olaylar üzerinden değil, karakterler üzerinden de çok güçlü bir şekilde veriyor. Mesela Kate karakteri neredeyse saf kötülüğü temsil ederken, Adam Trask daha çok iyiliği ve saflığı temsil ediyor.
Ama bence kitabın en vurucu tarafı “Timşel” meselesi. Yani insanın iyi ya da kötü olmasının kader değil, bir seçim olduğu fikri. Bu düşünce kitap boyunca insanın aklında dönüp duruyor. “İyi olmak da kötü olmak da senin elinde” demesi, bence kitabın en güçlü yanı.
Ben kitabı genel olarak çok beğendim. Başta kalınlığıyla korkutsa da, içine girdikçe insanı yakalayan, karakterleriyle düşündüren bir kitap. Okurken sadece bir hikâye takip etmiyorsun; aynı zamanda insanın doğası, seçimleri ve vicdanı üzerine de düşünmeye başlıyorsun. O yüzden yine bitirdiğimde aklımda sadece olaylar değil bana kalan duyguların da olduğu eşsiz bir kitap.