"Son Kuşlar" birbirini takip etmeyen, ama kimi cümle içlerinde birbirine atıf yapan ondokuz öyküden oluşuyor. Artık Sait Faik Abasıyanık kalemini tanımaya başladım. "Kırlangıç Yuvasındaki Kadın" öyküsünde adını da vermiş.
Geneli Ege kokuyor, balıkçıları, balıkları, ağları, martıları, kırlangıçları hissediyorsun. Ve tabi ki İstanbul'u, Adalar'ı...
Ama hepsinin içinde biri var ki, beni inceden sarstı. "Korentli Bir Hikaye" 1952 Aralık tarihli bir öykü...
" Ama yine uzaktan uzağa, onun dürüst bir memur olduğunu duyarak, sevdim. Aynı pantolonlar, aynı pardösü, aynı ayakkabılarla iki sene onu kardeşane seyrettim. Yalnız kravatını değiştirdi Gömleklerine de yarım kola yaptırıyordu.
...
Nahiyede birdenbire tuhaf bir değişiklik oldu. Hemen hemen bir nahiyeye hücum! Yazın havası güzelmiş, arsaları ucuzmuş diye bir zevksizler akınıdır başladı. Bir yapı merakıdır aldı milleti.
...
Nahiyeye gelince, gitgide, tiroid guddesi çok faal oğlan çocukları gibi biçimsiz bir şekilde uzuyor, büyüyordu. Zevksiz ama muhteşem villalar...
...
Yapı sahipleri amma da inatçıydılar ha! Köyümün havasını değiştirmek için bahçe düzeltmek, arazi tesviye etmek bahanesiyle yırtınıp duruyorlardı. Kazılardan çıkan molozları denize döktürebilmek için paraları vardı...
...
Çamların, zeytinlerin -o defne ve kocayemişler, naneler, devedikenleri, kartopları filan, adam yerine sayılmaz- bile birçoğu, yapılara zarar vermesin diye önce diplerine kireç kuyusu açılarak, buna mukavemet edince bin senelik dallar yer yer budanarak, yine canını muhafaza eder de kurumazsa üç beş gün kötü kötü, düşman düşman bakılarak ve bir gece gövdesine bir halat bağlanıp inim inim inletilerek, ne olursa olsun devrildi.
Böylece birçok şeyler oldu...
...
Ama nahiye müdürüne şaştım. Bileğinde altın kol saati ile, kısa ipek