İnsanın bazen sırf gurur yüzünden kendi kendini cinayete varıncaya kadar çeşitli yalanlara bulaştırabileceğini biliyor, bunun ne çeşit bir gurur olduğunu da gayet iyi anlıyorum.
İnsan bütün ömrünü iki kere iki peşinde geçirir, bu uğurda denizler aşar, hayatını harcar, fakat yemin ederim, arayıp gerçekten elde etmekten korkar. Çünkü onu bulur bulmaz artık erişecek şeyi kalmayacağını bilmektedir.
Öncelikle, ben artık bir Nermin Yıldırım hayranıyım sanırım. Daha okumaya ilk başladığım an biliyordum bu kitabı ne kadar çok seveceğimi. Adalet’in hikayesini okumak acı bir kahve içmek gibiydi. Acı ve bir o kadar da haz doluydu, tadı damakta kalan türden. En azından benim için öyleydi. Yazım dili olsun, konu olsun, karakterler olsun hepsi apayrı zevk verdi bana. Kitap boyu hiç durmadan Adalet ve Sadi Seber ile birlikte ben de yolculuk ettiğim için bir ara sahiden de canım tıpkı onlar gibi dinlenme tesisi çekti. Oturup sıcak bir mercimek çorbası içmek istedim onlarla birlikte. Adalet’in dış dünyasıyla iç dünyası içinde tüm yaşadığı, duyduğu, konuştuğu ve özellikle de sustuğu şeyler o kadar gerçekti ki. Bence o gerçekten var. Kitabı okursanız ya da okuyorsanız onun varlığının gerçek olmasına sebebiyet vermeme asla şaşırmayacaksınız inanın bana. Yüzümdeki o buruk ama sahici tebessümü silemiyorum.. (Adalet bulaştırdı)Tek kelimeyle bayıldım. BA-YIL-DIM!