Endülüslü düşünürler, eğitimin temel hedefinin insanı gerek dünya gerekse âhiret hayatında mutlu kılacak bir yapıya kavuşturmak olduğu noktasında ittifak etmişlerdir. Onlara göre eğitim, kişiyi beceri, meslek ve makam sahibi yapmanın ötesinde, hayatı anlamlandırmanın önündeki en büyük engel olan cehaletten kurtarıp aklını kullanan, nefsini kontrol altında tutabilen, iyi huylarla bezenmiş, ilmi ile amel eden, ibadete düşkün, kendisi ve çevresiyle uyumlu faziletli bir kimse haline getirme faaliyetinin adıdır. Bu açıklamadan, Endülüslü fikir adamlarının dinin temel hedeflerini, eğitimin de temel hedefleri olarak tespit ettikleri kolayca anlaşılmaktadır.
Uygulamada da yukarıdaki temel hedefe bağlı olarak hareket edildiği söylenebilir. Nitekim Endülüslüler'in ilk tahsil hayatı Kur'an'ın öğretildiği küttäblarda başlıyordu. Üst tabaka mensuplarının çocukları ilk eğitimlerini küttáb yerine evlerinde aile büyüklerinden, yakınlarından yahut özel tutulmuş hocalardan alırdı.
..
İbn Haldûn, Endülüslüler'in eğitimin daha ilk merhalesinde okuma yazma ve dil eğitimine ağırlık vermelerinin, onların İslam dünyasının geri kalan bölümüne nispetle dili daha iyi kullanmalarına ve kendilerine has bir yazı stilinin ortaya çıkmasına imkân sağladığını ifade etmektedir.
Öte yandan bazı Endülüslü âlimler, eğitimin ilk merhalesi olan küttáblarda çocuklara Kur'an öğretilmesini doğru bulmamışlardır. Bunlardan biri olan İşbiliyeli ünlü âlim Ebû Bekir İbnü'l-Arabîye göre, o yaşlarda çocukların Kur'an'ı anlamaları mümkün değildir. Anlamadıkları bir şeyi onlara öğretmeye kalkmak ise ancak gafletle izah edilebilir. Yapılması gereken, önce fasih Arapça'yı çok iyi öğretmektir. Bunun yanında mutlaka matematik öğretilmelidir. Çünkü matematik zihni açar ve zihin jimnastiği yapmayı kolaylaştırır. Üstelik