Şu halde netice itibariyle:
a-İslâm hukukuna göre, müctehid olmayan her müslümanın, bir ibadet, bir iş, bir amel yaparken, dört mezhebden birine uyması lazımdır. Hanefi, Mâliki, Şafi'î ve Hanbelî mezheblerinin dışındaki müctehidlerin mezhebleri tasnif edilmemiş ve hükümleri günümüze kadar muntazaman intikal etmemiştir. Bunun için ulema, Sahâbeyi bile taklide cevaz vermemiştir .
b-Her müslüman, tatbiki ve öğrenmesi kendisine kolay gelen, dilediği bir mezhebe uyabilir. Bir işini bir mezhebe, ihtiyaç olduğunda başka işini başka bir mezhebe göre yapabilir.
c-Bir işi çeşitli mezheblere uyarak yapmağa gelince, o mezheblerden her birinde, bu işin sıhhati için lâzım şeylerin hepsini yapmak iyidir. Bu iş, her mezhebe göre sahih olur. Buna takvâ denir. Bir mezhebi taklid etmiş, diğer mezhebleri de gözetmiş olur. Bir mezhebi taklid etmek, bunun bütün şartlarını yerine getirmekle câiz olur. Bir ibadeti, bir ameli, uyduğu mezheblerin hiç birine göre sahih olmaz ise, buna telfik denir. Telfik câiz değildir.
d-Bir müslüman, seçtiği mezhebe her zaman bağlı kalmağa mecbur değildir. Dilediği zaman başka mezhebe nakl edebilir. Buna artık telfik denilemez. Bir mezhebe tâbi' olmak için, bu mezhebin fıkıh bilgilerini iyi öğrenmek lâzımdır. Bunun için, hep bir mezhebe bağlı kalmak kolay olur. Bir mezhebden ayrılıp, başka mezhebe intikal etmek veya her hangi bir işte başka mezhebi taklid etmek güçtür. Başka mezheb, ancak ihtiyaç hâlinde (harac ve meşakkat bulununca) ve bu mezhebin o iş için aradığı bütün şart ve müfsidlere uyarak taklid edilebilir. Başka mezhebin de fıkıh bilgilerini öğrenmek güç olduğundan, avâmın, yani fıkıh bilgisi olmayanların amellerini fesaddan muhafaza için, ihtiyaç ve zorluk olmadıkça, başka mezhebi taklid etmelerine ulemâ izin vermemiştir. İbn Abidin ta'zir