Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Devlet Sistemi Laik Olabilir Mi?
İslâm hukukunun kabul ettiği devlet sistemini laik olarak vasıflandırmak elbette mümkün değildir. Laiklik, devletin kanunlarının dinî prensiplerden kaynaklanmadığı, binaenaleyh devletin bütün dinlere eşit mesafede durarak kimsenin dinine karışmadığı bir siyasî sistemdir. Halbuki İslâm devletinde hükümetler ve hukuk sistemi, meşruluğunu dinî esaslardan alır. Çünki İslâm dini, insanların inanç ve ibadetlerinden başka, evlenme, boşanma, miras, ehliyet, mülkiyet, alışveriş gibi dünyevi hayatlarını da tanzim etmeyi hedefler. Bunlara imkân tanımamak, dinî vecibelerin ifasına mâni teşkil eder. Bu cihetle İslâm devlet telâkkisi ile laiklik bağdaşmaz. Maamafih laiklik, demokrasi ile din ve vicdan hürriyetinin ön şartı değildir. Nitekim günümüzde İngiltere, İsveç gibi laik olmadığı halde demokratik ve insan haklarına hürmetkâr devletler bulunduğu gibi, laik, ama otoriter ve insan haklarının askıya alındığı devletler de çoktur. Buna vaktiyle Doğu Avrupa devletlerinin çoğu bu kategoriye girerken, bugün Afrika ve Asya'da, hatta Ortadoğu'da çok misaller vardır. Şer'î hukuk, Müslümanlığı üstün tutan dinî karakterine rağmen, Müslüman olmayanların din ve vicdan hürriyetlerini tam olarak teminat altına almış; hatta onlara kısmî bir hukukî ve adlî muhtariyet tanımıştır.
Sayfa 234·Kitabı okudu
Din İslam
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İslam Hukukunun Devlet ve Hükümete Bakışı
Bugün ilim câmiası, devlet ile hükümet arasında bir tefrik yapmak alışkanlığındadır. İslâm amme hukukunda, hükümet, devletin tezahürüdür. Bir başka deyişle hükümet, devletin tecessüm etmiş hâlidir. Hükmî şahsiyet mefhumuna sıcak bakılmadığı için, devlet ve hükümet arasında kolayca bir tefrike gidilemez. Şer'î hukuk, devletin mevcudiyetine büyük bir ehemmiyet vermekle beraber; bunu dinin muhafazası ve ferdlerin saadeti için bir vasıta olarak görür ve devlete kudsiyet atfetmez. Burada devletin şekli mühim değil, ancak hükümet ve icraatlarının meşruluğu esastır.
Sayfa 232·Kitabı okudu
Din İslam
Allah(c.c), Musa(a.s) ile Konuştu
Hepsinin zahiri, Musa aleyhisselâm'ın bir kelâm-ı lâfzî işitmiş olmasıdır. Burada Mutezile demişlerdir ki: من الشجرة sarahatiyle Musa aleyhisselâm nidayı şecereden işitmiştir. Ve bu nidâ ile mütekellim olan da, Allah Teâlâ'dır. Halbuki Allah Teâlâ bir cisimde olmaktan münezzehtir. Demek ki, Allah Teâlâ'nın tekellümü ancak bir cisimde kelâm halk etmekledir. Buna karşı kelâm sıfatının kıdemine kail olan Ebu Mansur-i Mâtüridî ve Maverâe'n-nehir Türk uleması derler ki: "Allah Teâlâ'nın zatı ile kaim olan kelâmı kadîm, işidilmez. İşidilen ancak ses ve huruftur. Ve işte ağaçta yaradılan ve ondan işidilen odur." Ebu'l-Hasen-i Eş'arî de, demiştir ki: "Cisim ve araz olmayan zatının görülmesi mümkün olduğu gibi, harf ve savt olmayan kelâm-ı nefsinin de mesmu' olması mümkündür." İmam-ı Gazali de, bunu te'yid eylemiştir. .. Hasen-i Basrî Hazretleri: "Musa aleyhisselâm'a, nidâ-i vahy ile nidâ olundu. ‎‫فاستمع لِمَا يُوحَى )... şimdi verilecek vahyi dinle" Tâhâ-20/13) buna delîldir."‬‎ demiş. Cumhur-ı ulema buna razı olmamış: "Allah Teâlâ, O'na vasıtasız kelâm söyledi. Buna delil, وَكَلَّمَ اللهُ مُوسَى تكليمًا )"... hem de Allah'ın Musa'ya kelâm söylemesi gibi." Nisa-4/164)dır. Zira vahy olsa idi, Enbiya arasında Kelîm isminin Hazret-i Musa'ya ihtisası olmazdı. "Festemi' limâ yuha"da vahy ile değil, sarih kelâm ile söylenmiştir" demişlerdir. Fakat burada (" Bununla beraber hiç bir beşer için kabil değildir ki Allah ona başka suretle kelâm söylesin, ancak vahyile veya bir hicab arkasından ve yahud bir Resul gönderip de izniyle ona dilediğini vahyettirmesi müstesna, çünkü o çok yüksek, çok hakimdir." Şûrâ-42/ 51) âyetini unutmamak lâzım gelir. Zira diğer Müfessirîn de, Musa'ya olan teklimin burada "illâ vahyen" kısmında dahil olduğunu söylemişlerdir. Şu halde Hasen-i Basrî
Sayfa 205 - Cild 6 28/30 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam
Mezhep
Şu halde netice itibariyle: a-İslâm hukukuna göre, müctehid olmayan her müslümanın, bir ibadet, bir iş, bir amel yaparken, dört mezhebden birine uyması lazımdır. Hanefi, Mâliki, Şafi'î ve Hanbelî mezheblerinin dışındaki müctehidlerin mezhebleri tasnif edilmemiş ve hükümleri günümüze kadar muntazaman intikal etmemiştir. Bunun için ulema, Sahâbeyi bile taklide cevaz vermemiştir . b-Her müslüman, tatbiki ve öğrenmesi kendisine kolay gelen, dilediği bir mezhebe uyabilir. Bir işini bir mezhebe, ihtiyaç olduğunda başka işini başka bir mezhebe göre yapabilir. c-Bir işi çeşitli mezheblere uyarak yapmağa gelince, o mezheblerden her birinde, bu işin sıhhati için lâzım şeylerin hepsini yapmak iyidir. Bu iş, her mezhebe göre sahih olur. Buna takvâ denir. Bir mezhebi taklid etmiş, diğer mezhebleri de gözetmiş olur. Bir mezhebi taklid etmek, bunun bütün şartlarını yerine getirmekle câiz olur. Bir ibadeti, bir ameli, uyduğu mezheblerin hiç birine göre sahih olmaz ise, buna telfik denir. Telfik câiz değildir. d-Bir müslüman, seçtiği mezhebe her zaman bağlı kalmağa mecbur değildir. Dilediği zaman başka mezhebe nakl edebilir. Buna artık telfik denilemez. Bir mezhebe tâbi' olmak için, bu mezhebin fıkıh bilgilerini iyi öğrenmek lâzımdır. Bunun için, hep bir mezhebe bağlı kalmak kolay olur. Bir mezhebden ayrılıp, başka mezhebe intikal etmek veya her hangi bir işte başka mezhebi taklid etmek güçtür. Başka mezheb, ancak ihtiyaç hâlinde (harac ve meşakkat bulununca) ve bu mezhebin o iş için aradığı bütün şart ve müfsidlere uyarak taklid edilebilir. Başka mezhebin de fıkıh bilgilerini öğrenmek güç olduğundan, avâmın, yani fıkıh bilgisi olmayanların amellerini fesaddan muhafaza için, ihtiyaç ve zorluk olmadıkça, başka mezhebi taklid etmelerine ulemâ izin vermemiştir. İbn Abidin ta'zir
Sayfa 217·Kitabı okudu
Din İslam
İlham Sahibi İçin Amel Edecek Kuvvette Olabilir
‎‫وَأَوْحَيْنَا إِلَى ٱم مُوسَى‬‎ "Musa'nın annesine şu vahyi verdik." Bu vahyin,‬‎ nübüvvet vahyi değil, ilham veya rü'ya demek olduğunu söylüyorlar. Demek ki, ilham, Mütekellimînin dediği gibi umum için esbab-ı ilimden olmamakla beraber, sahibi için amelî icab edecek bir kuvveti haiz olabilir. Maamafih burada ‎‫رادوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ‬‎ "Biz muhakkak onu sana iade edeceğiz ve kendisini‬‎ mürselinden yapacağız." Kasas-28/7) te'minatı, sıga-i tahkik ile katiyyet de ifade etmektedir. Hem bir validenin yavrusunu emzirmek sevk-ı fıtrîsi kadar kuvvetli bir katiyyet. Şu halde Enbiya Nübuvveti değilse, evliya kerameti kabîlinden olduğunda şübhe yoktur.
Sayfa 195 - Cild 6 28/7·Kitabı okudu
Din İslam