Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
C-Seçme ve Seçilme Hakkı
Müslümanlardan asgarî şartlara sahip herkes hükümdar olarak seçilme hakkını haizdir. Halîfe olabilmek için Müslüman, erkek ve vücudca sağlam olmak kâfidir. Halîfeyi seçme hakkı ise herkese ait değildir. Buna fiilen imkân da yoktur. Çünki halkın kimlerin namzed olduğunu bilmesi ve bunları yakından tanımaları olacak iş değildir. Bu sebeple bey'at da denilen halîfeyi seçme işini ancak ehl-i hal ve akd denilen merkezdeki ulemâ (âlimler) ve ümerâ (devlet ricâli) yapar. Osmanlılarda demokrasi tecrübesinin başladığı Tanzimat'tan hemen sonra taşralarda mâlî, idarî ve adlî salâhiyetlere sahip memleket meclisleri teşkil olunmuştu. Bunların halktan seçilmiş Müslüman ve gayrımüslim âzâları vardı. Demokrasinin, hele mahalli demokrasinin, pek çok dünya ülkesinden önce Osmanlı ülkesinde tatbik olunması dikkat çekicidir. Parlamenter demokrasi ilk defa yine Osmanlı Devleti'nde 1876'da başlamıştır. D-Amme Hizmetlerine Girme Hakkı Kur'an-ı kerîm emânetlerin ehline verilmesini emreder. Dolayısıyla her vazife ancak ehil olanlara tevdi edilir. Ehil olan herkes bu vazifeyi deruhde etmeye hak sahibidir. Bunu tayin hakkı da halîfeye aittir. Çünki her çeşit memurlar, halîfenin vekili mesâbesindedir. Hükümdar ve memurlar arasındaki münasebet, hususî hukukun vekâlet akdi çerçevesinde yürür. Amme hizmetine girmek için ırk, nesep, hatta din mühim değildir. Şu kadar ki, Kur'an-ı kerîm, gayrımüslimlerin Müslümanlar üzerinde velâyetinin bulunmadığını âmir olduğundan (Nisa: 141), gayrımüslimler müstakil karar merci olan memuriyetlere (tefviz vezirliğine) getirilemez. Ancak yardımcı mahiyetteki vazifeler (tenfiz vezirliği) alabilir. Kadınlar, hükümdar ve benzeri icraî makamlara getirilemez. Ancak müftilik ve hadd dâvâları dışında kâdılık yapabilir, amme memuriyetlerine getirilebilir, vasi, vekil,
Sayfa 247·Kitabı okudu
Din İslam
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
B-Siyasi Parti Kurma Hakkı
İslâm amme hukukunun esası, tek bir şahsın devlet idaresinde söz sahibi olmasıdır. Bu kimse halîfedir. Devlet idaresinde bu bir kişi karar merciidir. Ancak halîfe intihabından (seçiminden) evvel muhtelif siyasî gruplar teşekkül edip, halîfeliğe namzet gösterebilirler. Bu gruplar şer'î prensiplere aykırı hareket edemezler. Misal olarak iktidara gelirse birisi ziraate, diğeri sanayiye, öteki ise ticarete ehemmiyet vereceğini söyleyebilir; ancak anayasa mesabesindeki şer'î hukuka aykırı esasları müdafaa edemezler. Bunlardan birisi seçildikten sonra, diğeri ancak siyasî muhalefet sınırları içerisinde hükümet icraatlarını tenkid edebilir. Siyasî partiler, bölücü ve yıkıcı faaliyette bulunamaz; ırk ve mezheb ayrımcılığı yapamaz; haksız menfaat sağlayamaz; yalan söyleyemez, iftirâ edemez. İslâmiyet, Müslümanların birlik ve beraberlik içinde olmalarını emreder; inanç cihetinden fırka ve hiziplere ayrılmalarını yasaklar. İslâm tarihinde Hazret-i Peygamber'in vefatından sonra seçilecek halîfenin tayininde Ensar (Medineliler) ile Kureyş (Mekkeli muhacirler), ayrı namzedleri bulunan, fakat birbirine hürmetkâr ve medenî birer siyasî parti manzarası arzetmektedir. Hazret-i Ali ile Muaviye arasındaki ihtilafta da Hâşimîlerle Emeviler böyledir. Her iki taraf icabında muharebe etmiş; fakat birbirlerinin fikirlerine hürmetkâr davranmıştır. Ancak bundan sonra teşekkül eden Hâricî, Bâtınî gibi siyasî firkalar, milis kuvvetine sahip, fikirlerini silah zoruyla, hatta terör estirerek icra etmeye çalışan gruplar halini almıştır. Bu sebeple ulema umumi menfaati muhafaza maksadıyla, siyasi teşekküllere sıcak bakmamıştır. İktidarı paylaşma ve yönlendirme çabası içindeki siyasi partiler, XIX. asır ortalarında Kuleli Vak'ası komitesi, Yeni Osmanlılar, İttihad ve Terakki Cemiyeti gibi rejim
Sayfa 247·Kitabı okudu
Din İslam
Çalışma Hürriyeti
İslâm ekonomik nizâmı, sosyal adalet üzerine kurulmuştur. Ferdî teşebbüse, herkesin meşru dairede dilediği işi yapmasına imkân verir, herkesin çalıştığına erişeceğini söyler. Alın teri ile elde edilen bir kazanca kimse müdahale edemez. Tasarruf ve temellük hürriyeti vardır. Kimse kimsenin malına el uzatamaz. İslâm hukukunun kurduğu ekonomik sistemin prensipleri, hür dünya ülkelerinde tatbik edilen liberal ekonomik sisteme yakındır. Ancak başı boş bir liberalizm de değildir. Üretimde mümkün olduğunca hususi teşebbüsü; millî gelirin ferdlere taksiminde de sosyal adaleti esas almaktadır. Devlet yolların emniyetini sağlar, bir soygun vuku bulduğunda tüccar ve yolcuların mallarını tazmin eder. Liberal batı ülkelerinde kapitalizmin mahzurlarını gidermek ve sosyalizm tehlikesini bertaraf etmek maksadıyla XIX. asrın sonlarında birer emniyet sibobu olarak kabul edilen sendika ve grev hakkı ile kıdem ve fesh tazminatları, şer'i hukukun hizmet akdi hükümleri ile örtüşmez", Hizmet akdi karşılıklı rıza ile muayyen müddet için kurulan bir akiddir ve yine karşılıklı rıza ile bitirilebilir veya müddet yahud iş tamamlanınca sona erer. İşçinin sözleşilen ücretten, işverenin de istediği işten başka talebi olamaz. Çalışma saatleri ve işçiye verilecek yemek gibi hususlar da örfe göre tayin olunur.
Sayfa 244·Kitabı okudu
Din İslam
İlim ve Sanat Öğrenme Hürriyeti
İnsanların ilim ve sanat öğrenmeleri bir haktır. Nitekim Kur'an-ı kerîm ve Hazret-i Peygamber, ilim ve sanat sahiplerini över. İslâmiyet, hükümdara, her şehirde insanların bilemediklerini soracakları bir âlim bulundurma vazifesini yüklemiştir. Bu sebeple İslâm tarihinde, bu arada Osmanlılarda da, her şehirde müfti denilen bir âlim (müşavir), halkın dinî ve hukukî suallerine cevap vermek üzere vazifelendirilmiş; bunun maaşı hazîneden ödenmiştir. Çocuğu terbiye etmek (eğitmek), ailesinin hakkıdır. Devletin ferdleri terbiye etme (eğitme) vazifesi ve hakkı yoktur. Bu, ancak totaliter devletlerde bahis mevzuudur. Bunun için Osmanlı Devleti'nde mekteplerin bağlı olduğu müessesenin adı milli eğitim değil, maarif (öğretim) nezareti idi. İslâm devletinde herkes tahsil imkânlarını kendisi hâsıl etmekte hürdür. Devlet, bu hususta yardımcı olabilir; ancak ferdî teşebbüsü men edemez. Bu sebeple Osmanlılarda klasik devirde devlet eliyle kurulan maarif müessesesine rastlanmaz. Medreseleri ferdler vakıf yoluyla kurup işletirdi. Binâları kendisi yapar, hocaları kendisi bulur, talebeyi kendisi seçer ve müfredatı kendisi tesbit ederdi. Devlet de bunları desteklerdi. Bugün İngiltere'de de buna benzer bir sistem câridir. Kanun-i Esâsi'nin 15. maddesi Osmanlı vatandaşlarının umumî ve hususî tedrisatta serbest olduğu; 16. maddesi de mekteplerin devlet nezâretinde olduğu; ancak bunun çeşitli milletlerin dinî tedrisatına halel veremeyeceği esasını hükme bağlamıştır.
Sayfa 242·Kitabı okudu
Din İslam
Kur'an'ın Meydan Okuması
‎‫فَلَمَّا جَاءَهُمُ الْحَقُّ مِنْ عِنْدِنَا‬‎ Bu suretle tarafımızdan kendilerine hak (o hakk olan Kur'ân) geldiği vakit tezekkür etmediler de ‎‫قَالُوا لَوْلا أُوتِيَ مِثْلَ مَا أُوتِيَ مُوسَى‬‎ Musa'ya verilen gibisi verilse ya!" dediler. أولم يَكْفُرُوا بما أوتى موسى من قبل Ya bundan evvel Musa'ya verilene küfretmediler de mi? )قالوا سحران تظاهر "İki sihir tezahür etti, biribirlerine müzaheret ediyorlar" dediler. Tevrat'ı da, Kur'ân'ı da cazibesiyle insanı kandıran ve fakat aslı olmayan bir sihir farz ettiler. وقالوا انا بكل كافرون Ve: "Biz, hepsine kâfiriz" dediler. Mekkeliler, Yehudilere bir bayramlarında içlerinden bir hey'et gönderdiler. Onlara, Aleyhissalâtü vesselâm'ın şanından sordular. Onlar da: "Tevrat'ta biz, onu na't-ü sıfatiyle buluyoruz" dediler. İşte bu hey'et, dönüp Yehûd'un söylediklerini haber verdiği zaman Mekke müşrikleri böyle dediler. İşte Kur'ân'ın fesahat ve belägatına hayran olmakla beraber hakk olduğuna inanmayan kâfirler de, öyle derler. قل فاتوا بكتاب من عند الله هُوَ اهْدَى مِنْهُمَا De ki: "Haydi, Allah tarafından bu ikisinden, yâni Tevrat ile Kur'ân'dan daha doğru daha hidayetkâr bir kitab getirin, ‎‫أتبعه‬‎ ben ona tabi olayım ‎ ‎‫صادتين‬‎ ‫ ان كُنتُمْ‬‎eğer sadıksanız." Bunların insan aldatmak için uydurulmuş bir sihir oldukları iddiasında doğru iseniz, daha doğrusunu getirmeniz lâzım gelir. Getirin bakalım, fakat ne mümkün? Allah tarafından Tevrat ile Kur'ân'dan daha doğru yol gösteren bir kitab getirilebilir mi? فإن لم يستجيبوا لك halde sana yine icabet etmezlerse. Daha doğrusunu getiremezlerse ki, getiremiyecekleri muhakkaktır.‎‫فَاعْلَمْ أَنَّمَا يَتَّبِعُونَ أَهْوَانَهُمْ‬‎ Artık bil ki, sırf hevalarına tabi oluyorlardır. ‎‫اتَّبَعَ هَوَاهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللهِ‬‎‎‫وَمَنْ أَضَلُّ مِمَّنِ‬‎ Halbuki Allah'dan hiç bir delil
Sayfa 213 - 6.cild 28/48·Kitabı okudu
Din İslam