Miraç Buğra Tokaç

Miraç Buğra Tokaç
Kur'an'dan Gayba Dair Şeyleri İstihrac
Ebu Hayyan, Bahr-i Muhıt nam tefsirinde şunu kaydetmiştir: «Şeyh üstaz Ebu Ca'fer İbni'z-Zübeyr hikâye ederdi ki, Ebu'l-Hakem ibn Berrecan müslümanların Beyt-i Makdisi fethedeceklerini »الم غليت الروم - الى - بضع سنين‎ kavl-i İlâhî'sinden zaman ve günü muayyen olarak istihrac etmiş idi. Ve İbn Berrecan kendisi feth için ta'yin ettiği vakıttan evvel vefat eyledi. Vefatından bir zaman sonra da müslümanlar, O'nun ta'yin ettiği vakıtta Kuds'ü feth ettiler. Müşarün'ileyh Ebu Ca'fer, işbu Ebu'l-Hakem ibn Berrecan'ın Kitabullah'dan istihrâc ederek mugayyebâta dair bir takım şeylere muttali' olduğuna i'tikad ederdi. Muhyiddîn-i Arabî, dahi işbu Kudüs fethi hakkındaki istihracdan bahsetmiştir. Demek olur ki, âyette ancak Ricalullah'a münkeşif olan daha diğer imalar da vardır. Alusî, tefsirinde de der ki: «Muhyiddin-i Arabi, Irakî ve saire gibi arifinin Kur'ân-ı Kerim'den muğayyebat istihrac ettikleri meşhurdur. Bu birtakım kavâid-i hisabiyye ve a'mal-i harfiyye üzerine mebnidir ki, onlara dair seleften bir şey varid olmamıştır. Hazret-i Ali kerremallahü vechehu'ye: «Resûlullah, size başkalarından ketmeylediği bir sır söyledi mi?» diye sorulmuştu. Dedi ki: <<Hayır, ancak Allah Teâlâ'nın bir kuluna kitabında bir anlayış vermiş olması müstesna.
Sayfa 258 - 6.cild·Kitabı okudu
Din İslam
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Rumların Galibiyetini Haber Veren Kur'an Mucizesi
Romalılar'ın bu mağlubiyyeti haberi, Mekke'ye vasıl olduğu zaman müşrikler, ferahlamış ve müslümanlara karşı şematet yapmışlardı: «Siz ve Nesârâ ehl-i kitabsınız. Biz ve Faris ümmîyiz. Bizim ihvanımız, sizin ıhvanınızı tepelediler. Biz de, sizi tepeleriz.» demişlerdi. Bunun üzerine bir mu'cize-i Muhammediyye olmak üzere bu âyet nâzil olup buyuruldu ki: Gerçi Rûm mağlûb oldu في أدنى الأرض Arzın en yakınında. Mekke arzının, yâni Arabistan'ın en yakınında. Şam'da yahud Rûm payitahtının pek yakınında, yâni Anadolu'da, İstanbul civarında demek olabilir ki, ikisi de doğrudur. O sırada Rûm İmparatorluğu öyle perişan olmuştu ki, dahilî isyanlarla devlet inhilâle uğramış, ordusu dağılmış, hazinesi boşalmış, İmparator Hirakl İstanbul'u terk ederek Kartaca'ya kaçmağı bile kurmuştu. İranlıların galib kumandanları zaferin verdiği sermestî ile şu sulhu teklif etmişler: İmparator, İranîler tarafından istenecek her şeyi verecektir. Ezcümle bin yük altın, bin yük gümüş, bin yük ipek, bin at, bin kadın teslim edecektir. Rum İmparatorluğu bütün bu zilletâver şeraiti kabul etmiş, bu esaslar üzerinde sulhu imzalayacak murahhaslar göndermişlerdi. Bu murahhaslar, İranlılar'ın nezdine vardıkları zaman Husrev şu sözleri de söylemiş: «Bu, kâfi değildir. Bizzat İmparator Hirakl karşıma zincirler içinde gelerek Maslûb ilâhına bedel ateş ve güneşe tapmalıdır.» İşte o mağlûbiyyet, böyle bir mağlûbiyyet idi. Böyle bir izmihlâl içinde Romalılar'ın bir kaç sene zarfında canlanıp yeniden galib geleceklerine kat'iyyetle hükmetmek şöyle dursun, ihtimal vermek bile âdeten akılların havsalasına sığacak bir şey değil idi. Fakat böyle bir hengâmda Allah Teâlâ, Resûlü'ne gaibden şu haberi bildiriyordu: وَهُمْ مِنْ بَعْدِ غَلَبِهِمْ Mamafih onlar, bu mağlûbiyyetlerinin arkasından سيغلِبُونَ‎ kat'iyyen galebe
Sayfa 255 - 6.cild 30/1-4 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam
İslâm hukuku, halifeye eski monarşilerin krala tanıdığı hudutsuz salāhiyetleri tanımadığı gibi; bilhassa Avrupa siyaset an'anesinde câri olan "Kral hatâ yapmaz!" prensibini kabul etmemiştir. Halîfe, hatâ yapabilir ve icabında icraatından mesul olur. Zira halîfenin, hukuka uymakta diğer ferdlerden farkı yoktur. İslâm Devleti, teokratik devletten bu cihetle ayrılır. Halîfe, şer'î hukukun aradığı vasıfları haiz ise, yani hükümet meşru ise, devlet de şer'î bir devlet sayılır. Halîfe değişse bile, devlet ve asli müesseseler bâki kalır. Bu cihetle modern devlet teläkkisinden bir farkı yoktur.
Sayfa 259·Kitabı okudu
Din İslam
Halifenin Zulm Potansiyeli!
Zulüm, başkasının malına, mülküne, hakkına tecavüzdür. Adaletin ıstılahí tarifi ise, bir âmirin, bir hâkimin, memleketi idare için koyduğu kanunların, kaidelerin, sınırların içinde hareket etmesidir. Kur'an-ı kerîm, adalete riayeti umumî bir prensip olarak sık sık zikreder. Hazret-i Peygamber de adaletli hükümdarı över. "Adalet mülkün temelidir" (el-Adlü esâsü'l-mülk) sözü çok meşhurdur. Buradaki mülk, yalnızca sahip olunan malı (patrimoine) değil, evvelemirde devleti ifade eder. "Devlet küfr ile devam edebilir, ama zulm ile devam etmez" de Şarkta meşhur bir sözdür.Nitekim Kur'an-ı kerimde "Allah, halkı zâlim olmadıkça bir memleketi helâk etmez" meâlindeki âyet-i kerîmeden (Kasas, 59) de bu mânâ çıkmaktadır. Modern demokrasilerde, seçimle gelen iktidar partisinin lideri, monarklardan, hele müslüman hükümdarlardan çok daha geniş salähiyetlere sahiptir, dilediği kanunu meclisten çıkarabilir. An'anelerle eli kolu bağlı hükümdarların, hele etrafı şeriatla kuşatılmış halifenin böyle bir hakkı yoktur.
Sayfa 260·Kitabı okudu
Din İslam
Şüphesiz Sahih Namaz Kötülüklerden Alıkoyar
‎‫وأقم الصلوة‬‎ Ve namazı devam üzere kıl. ‎‫أن الصلوة‬‎ Hakikaten namaz, ‎‫تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء‬ fahşadan, yani açık çirkinlikten, edebsizlikten, fuhşiyyattan ‎‫والمنكر ve münkerden: aklın ve şer'in beğenmeyeceği uygunsuzluktan,‬‎ ma'siyyetten neyh eder. Bir kerre namaz içinde bunlar yapılmaz. Bundan başka, namaz hakikati: Ne olduğu bilinerek kılınan sahih namaz, namaz haricinde de çirkinlikten, uygunsuzluktan nehyeder. Nehiy, intihayı istilzam etmese bile her halde iktiza eder. Sahihan namaza devam edildikçe salâh artar. Resulullah sallallahü aleyhi vesselem'den mervidir ki: "Kim bir namaz kılar da o, kendisini fahşa ve münkerden nehyetmezse, o namazla Allah'dan uzaklaşmaktan başka bir şey artırmış olmaz." Ramuzü'l-Ehadis buyurmuştur. Onun için İbn Mes'ud Hazretleri, demiştir ki:‬‎ "Namazına itaat etmeyen, Allah Teâlâ'dan uzaklığı artırmaktan başka bir şey yapmaz." Bunun sebebi: Çünkü namaza itaat, onu hududuna riayet ederek hakkıyle kılmaktır. Onun hududunda ise, fahşa ve münkerden nehiy vardır. Binaenaleyh namaza itaat, onu hakkıyle kılıp nehyini tutmakla olur. ("Fakat veyl o namaz kılanlara ki. Namazlarından yanılmaktadırlar." Ma'un-107/4-5) buyrulduğu üzere namaz kılıyor görünüp de, namazın ne demek olduğundan gafil olanların vay hallerine. Onun içindir ki ‎قد افلح ‫المُؤْمِنُونَ الذينَ هُمْ فِي صَلائِهِمْ خَاشِعُونَ "Hakikat felah buldu o mü'minler. Ki onlar namazlarında huşu'ludurlar." Mü'minun-23/1-2) buyurulmuştu. Zira sûre-i Taha'da وأقم الصلوة لذكرى "...ve zikrim için namaz kıl." Taha-20/14) buyrulduğu vech ile namazın hikmeti, gayesi, Allah'ın zikridir. Yâni Allah'ı anmak ve bu sayedeفاذكرونی اذكركُمْ "Her halde anın beni, anayım sizi ..." Bakara-2/152( müeddasınca, Allah'ın anmasına ermektir. Bu suretle namaz, bir mi'racdir. Bunu bilenler
Sayfa 242 - 6.cild 29/45 tefsiri·Kitabı okudu
Din İslam