Hiç bir şey anlamadan bizi doğrudan olayın içine çeken bir başlangıçla daldık kitaba. Olay örgülerinin ardı ardına bizi sürüklediği o çıkmazdan, yazarın ustaca bizi nasıl çıkardığını görüyoruz. Özetle kitap; Alp Laçin O isimli bir polisin gerçekle kurgu arasında yaşadığı geçişi anlatıyor bize. Çalıştığı "kayıp şahıslar bürosunda" eli kanlı fakat başarılı bir memur olarak bilinen Bay O, dünyasında var olmayan bir kadına aşık olur. Fakat dediğim gibi, kadın bu dünyada var değildir. Namevcut Hanım'ın elindeki tek fotoğrafıyla onu bulmaya çalışır fakat bir şekilde bu kadının dünyada var olmadığını öğrenir. Olaylar Okan Yunus Okyanus isimli kayıp bir şahısla Alp Laçin O'nun sohbetleri ve birtakım kayıp şahısların yanı sıra işlenen cinayetlerin çevresinde gelişirken bir anda doğa üstü olaylar baş gösterir. Namevcut Hatun hiç kimseye görünmeden O'ya mektuplar yollar. Bu mektuplar aşk mektuplarıdır. Bunun yanı sıra Okan Yunus Okyanus'un sürekli adından söz ettiği Yahya Hayhay Bey de olaylara dahil olunca işler iyice zıvanadan çıkar. Duvarlardan geçen Namevcut Hatun'dan zihin okuyan Kami Koma'ya, zombi kahyadan roman makinesine kadar uzanan bu hikayenin sonuna doğru Alp Laçin O, Okan Yunus Okyanus'u öldürmekten tutuklanır. Ancak kendisi böyle bir şeyi asla yapmamıştır. Suçu işlemediğini ispatlaması için kendisine bir şans verilir. Ve yolu Yahya Hayhay ile burada kesişir. Bu sürecin sonundaysa yaşadığı dünyanın gerçek değil, bir roman olduğunu öğrenir. Namevcut Hatun ve Yahya Hayhay gerçek dünyadan gelmiştir. Ve Yahya Hayhay onu gerçek dünyaya roman makinesi ile gönderir. Gerçek dünyada Alp Laçin o sahtekar bir yazardır ve Namevcut Hatun onun sevgilisidir. Aynı zamansa burada öğrenir ki Namevcut Hatun'un adı Yegane Yadigar'dır ve eskiden uçak kazasında ölen sevgilisi de