...bir yaşamın nasıl bu kadar çabuk tüketilebildiğine şaşıyordu. Becerememişti. Bunu hissediyordu. O da babasının ayak izlerini takip etmişti bilmeksizin. Ya da kader diye bir şey vardı ve bu, babadan oğula geçiyordu. Bu kayboluş öyküsünü babasının sarışınlığı gibi üzerinde taşıyordu. Bir lanet gibi...
Şunu demeye getiriyor Atay: Bu koşullarda, yani ev denen küçük ayrıntılara gömülmüşken, eşyayla boğuşurken, eşyayı kontrol etmek için çaba harcarken, eşya bizi kontrol ederken büyük ve güzel şeyler düşünülemez; eşya engel olur. Ama bütün bu alanın dışında, bir düşünme odasında, gündelik hayatın bayağı ayrıntılarından uzakta da büyük ve güzel şeyler düşünülemez; o eşya eşya, o düşünce düşünce olmaz. Kendine ait oda, kendine ait olamaz.