Genel anlamda, tarihçiler1 9. yüzyıldaki Paris ayaklanmalarında bedenlere nasıl davranıldığı konusunda suskun kalırlar. Sanki onlar da, tıpkı izleyiciler gibi, tam anlamıyla dehşete kapılmış gibidirler. Tarihçiler, kıyım ya öldürme yöntemlerinin çözümlenmesinden tuhaf biçimde kaçınır, hatta bunlardan haz aldıklarına işaret edecekmişçesine, garip bir çekinme sergilerler bu konuda. Bu açıdan cinsel aykırılıklar ve iğrençlikler tarihi için de aynı şey geçerlidir. Kaldı ki araştırmacı dehşet duygusunun dayattığı bu körlük yüzünden, doruk noktasında açığa vurulan, vurulmayan ya da başka bir zaman vurulamayan şeyin çözümlemesinden yoksun bırakır kendini. Özetle, çoğu tarihçi bu müstehcenlik karşısında geri adım atmış, kavrayıcı görüş açısını engelleyen bir duyarlılığın gereklerine boyun eğmiştir. Dile sığmaz olanla yüzleşmekten bu şekilde kaçınmaları, bu tiksinti -cinsel şenlik konusu için de geçerlidir bu-, kahramanlaştırmaya, sığınmaya ya da birtakım simgesel olaylarla yetinmeye elverişli, hafifletilmiş bir üniversite tarihinin oluşmasına neden olmuştur. Bu, ölü aritmetiğine, Robert Tombs'un tanımladığı "aritmetik belagat"e olan düşkünlüğü de açıklar. Hesabın saflığı tuhaf biçimde dehşetten kurtulunmasını sağlar. Bu şekilde sayılara odaklanılması, başta Anglosakson araştırmacılarınki olmak üzere, 19. yüzyıl devrimlerine adanmış incelemelere uzun zaman boyunca yön veren baskın toplumbilimsel çözümlemeyle de örtüşür. Birçok tarihçi için -her kesimden tarihçileri kastediyorum-, bu sessizlik hoşgörü doğuran ve başoyuncuların bir bölümünün kahramanlaştırılmasına yol açan kararlaştırılmış masumiyetle doğrulanır. Kahramanlaştırıcı tarih kendiliğinden şehit listesine dönüşür. Birçok araştırmacı bu yönteme uyarak, bizim konumuzla ilgili olmayan bir dizi taktikle, kurucu kıyımların
Beden Kültürünün Merkezindeki Haz ve Acı/Bedenin Acıları, Sıkıntıları ve Sefaleti/Kıyıma Uğrayan Beden·Kitabı okudu
In the Church of the Twelve Apostles, which he had built, Constantine prepared in the midst of the twelve symbolic tombs of the apostles a thirteenth, for himself. Did not the conversion of the empire fulfill the prophecy of the apostles? This thirteenth tomb gave rise to the emperor’s title as “equal to the apostles.”
Reklam
"Yaşamın en büyük hedefi duygulardır; acı içinde bile geçse var olduğumuzu hissetmektir.” Byron
Napolyon ve Mısır
Napolyon, stratejik değeri nedeniyle Mısır'ı ele geçirmişti. Fransa on sekizinci yüzyılda deniz aşırı topraklarının büyük bölümünü İngiltere'ye kaptırmıştı. Napolyon, Mısır'a hâkim olarak bunu tersine çevirmeyi umuyordu. İngiliz ticaretine darbe vurmak ve İngiltere'nin Hindistan'daki konumunu tehdit altına almayı arzuluyordu. Her şey bu büyük gaye içindi ve vakti geldiğinde hepsi acımadan feda edilecekti.
Sayfa 83 - Yeditepe·Kitabı okuyor
Tarih-Araştırma
The ties between the imperial family and Buddhism had become tenuous, but they could not be completely broken, as the imperial tombs (including Emperor K ō mei’s) were at Senny ū -ji in Ky ō to. Two gon no tenji who had died giving birth to offspring of Emperor Meiji had been buried at Gokoku-ji, and all the other concubines of the emperor would eventually be buried within the precincts of a Buddhist temple
Although the emperor informed the Interior Ministry that he desired economies to be practiced in the imperial household in order to raise money for building warships, he specified that in two areas there must be no skimping of funds—the expenses of observances for his ancestors and for maintenance of their tombs, and the household expenses of the empress dowager.
Reklam
Reklam