Modern dünya bizden hızlı davranmamızı istiyor. Zihinsel zaman hızlanırken duyguların zamanı kendi yavaş ritmiyle ilerliyor. Zihnin zamanı ile duyguların zamanı arasındaki yarık
büyüyor. Görmezden gelinmiş, ihmal edilmiş,
işlenmemiş duygular ise bir endişe nöbeti veya
iç huzursuzluğu şeklinde bizi yokluyor. Bu
endişeden kaçmak için daha çok hızlanıyor,
hızlandıkça insanlığımızın dokusunu oluşturan
duygularımızdan daha da uzağa düşüyoruz. Ve
sonra, ileri yaşlardan geçmişimize baktığımızda
kocaman bir boşluk görüyoruz,