Dinî konuları akıl ve zekâların cirit attığı mücâdele alanı haline getirmek doğru değildir. Çünkü bu mücâdele ve çekişme hâli, dinin iman ve teslimiyet ağırlıklı bir İlâhî sistem olması gerçeğiyle ters düşer ve dinde asıl olan huzur, itmi'nân ve güveni bozup kargaşa ve anarşi meydana getirir. Bundan dolayı, ashap ve selef âlimleri, dinde mücâdele kapısını açmak
isteyenlere engel olmuşlardır.
Örneğin, bir adam müteşâbih bir âyeti okuyup onun mânasını sorunca, Hz. Ömer radıyallahu anh, kamçısını kaldırıp adamın kafasına indirmiş ve ona:
"Sen âyetin mânasını öğrenmek istemiyorsun. Onun mânası üzerinde benimle tartışmak istiyorsun." demiştir.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kur'ân'ın bu ölçüsü, daha doğrusu, ölçüleriyle bütün gerçekleri ispat etmek, hak ve bâtılları birbirinden ayırmak mümkündür.
Bundan dolayıdır ki, Kur'ân'a "Nur" ismi verilmiş ve "yaş, kuru her şeyin bilgisinin onda olduğu" bildirilmiştir. Çünkü nur, etrafı aydınlatan ve eşyanın hakikatini gösteren şeydir.
Kur'ân da böyle bir nurdur. Yaş ve kuru her şeyin bilgisinin onda bulunması da bu anlamdadır. Bu sebeple, her şeyin bilgisinin Kur'ân'da açıkça yazılı olması şart değildir. Çünkü onun nuru ve ölçüleriyle her şeyi bulmak, bilmek ve hakla bâtılları birbirinden
ayırmak mümkündür.
Kur'ân'a bu anlamda ayrıca "Hikmet" ismi verilmiş ve onu okuyan kimselere çok büyük bir hayır ve ilim verildiği bildirilmiştir. Çünkü elinde doğru teraziyi tutan bir kimse, onunla her şeyi tartıp değer ve ağırlığını öğrendiği gibi, Kur'ân'ın ölçülerini bilen bir kimse de bunları kullanarak her türlü ilim ve hayrı öğrenebilir.