Bu sabah bir ceset gördüm. Çift yönlü akan trafiğin orta refüjünde öylece yatıyordu. Torbaya koymuşlar ama bir ayağı dışarıdaydı. Kalın ve iri parmaklarından, erkek olduğunu düşündüm.
Elimde simit ve ayran ile öylece donup kaldım. Yaşam ve ölüm arasındaki o ince çizgiyi düşünürken, ölenin de birkaç saat ya da gün önce simit ve ayran yemiş olabileceğini geçirdim aklımdan.
"Tüm günler ölüme gider, sonuncusu oraya varır" diyordu bir yazar. Ve "bir kuş, ölüm korkusuyla yaşar mı" diyordu başka bir yazar.
Ölümlü olduğunun bilinciyle yaşayan bir canlı olmamız, bana hep tuhaf gelmiştir. Bazen lütuf, bazen de lanet gibi.
Filmin sonunu bildiğimizden hayatımız boyunca yiyebileceğimiz en kral spoileri yiyoruz çünkü.
Ama sonra bir his geliyor. Tomurcuk açan bir çiçek, su birikintisine düşen bir yağmur gibi olağan ve dingin bir his. Sonra bizi biz yapan değerlerimizi düşünüyorum.
Spoilere rağmen doya doya yaşamak ve değer yaratmak inancıyla elimdeki simidi kocaman ısırıyorum.