• Her yerde engeller, her yerde umutsuzluk!
  • "Gece aşağı yukarı saat 19:30 sularında, akşam yemeği sırasında düşman top ateşi başladı. Ben Kore'de bulunduğum o süre içerisinde böyle bir topçu, düşman topçu ateşi karşısında hiç kalmadım. Fırsat vermedi bize. Bizim en büyük hatamız, en büyük günahımız; oradaki mağlubiyetin bir sebebi de havancılardır, yani ben de dahilim, hatta kendimi ilk sıraya koyarım. Sözde ben iyi bir havancıyım; değilmişim, on para etmem. O benim yüreğimde yaradır şimdi. Biz çok büyük hata yaptık. Orada havanlar mevzi değiştirecekti. Eğer biz mevzi değiştirseydik 16 havan çok iş yapardık o gece. Düşmanı yakardık, biz acıtırdık düşmanı. Biz şu kadarcık acı çektirmedik ama bizim onların topçularından dünya kadar arkadaşımız şehit oldu."
    PİYADE TEĞMEN BAHTİYAR YALTA-1 KORE TÜRK TUGAYI
    *Türk Tugayı, Çinlilerin bahar taarruzunda bir gecede 66 askerini şehit verdi.
  • İnin cinin top oynadığı bir yer varsa, orası senin beynindir.
  • "I have to go.” It took a moment for my voice to worm its way into her ears and drill a hole into her young understanding. “What?…. No ! No, you said you wouldn’t leave me. No!” She launched herself at me, sobbing wet and loud. “Ren! I’m sorry. I didn’t mean to. I’m sorry I told them about the rabbit. Please. I’m sorry! Ren, please!” She dissolved into tears, wrapping her shaking arms around the top of my thighs. “No. Please. Please don’t go. Please, please, don’t leave me.” She looked up with blotchy cheeks and gut-wrenching sadness, and my heart literally cracked in two. I bled a river inside, hot and red and painful.
  • Yine fırtına çıktı. Bu memleketin de Yarıkkaya fırtınası meşhurdur meşhur olmasına ama 47 kg olunca o fırtına da uçmamak için ayaklarımıza ağırlık bağlamamız bile gerekebilir. Memleketim neresi mi? İpucu benden, bulması sizden. ;)

    Kapı çalındı. Gelen kuzenim Ganime. Saçlar başlar dağılmış, perişan bir halde. Ee bu fırtınanın bir özelliği de, benim diyen güzeli bile elektrik çarpmıştan beter hale getirmesidir. :)

    Sevgili kuzenim Ganime, evinin oradan otobüse binse bizden daha evvel kampüse ulaşacağı halde her sabah soluğu bizim evde alır. Ablamla yatak odasında yarım saatlik bir hazırlanma (saç, makyaj bazen kıyafet değişikliği) sürecinden sonra okula hazır ve nazır bir şekilde evden çıkarlardı. Ben genelde onlardan evvel hazır olup, yola çıkardım. Neden mi?
    Daha kampüste kahvaltı edilecek, ardından çay ve sigara keyfi yapılacak. Yani olmazsa olmazlarımı yapmadan derse kendimi adapte edemezdim.

    Yine bir vize günü...Otobüsler tıklım tıklım dolu. E5 üzerinden otobüse binmek de pek bir eğlencelidir ki hiç sormayın. Otobüsün gelmesini beklerken arkamdaki araba galerisinden son model arabalı biri önümde durarak,burda soğukta beklemeyin küçük hanım. (hanımın batsın!) Isterseniz ben sizi istediğiniz yere götürürüm demez mi? Gerçi bu ilk değil, sürekli olan bir durum olduğu için hiç oralı olmayıp, arkamı döndüm. Adam arabasına patinaj yaptırarak gazladı neyse ki. Tam o sırada ablam ve kuzenim de yetiştiler. Sevindim gelmelerine, ne de olsa otobüs parasını ödetecek elemanları buldum. :) Şimdi ne kadar çıkarcıymışsın muhabbetleri falan yapmayın. Ablam parasını kolay kolay harcamayanlardan. Hem sigara da içmiyor. Üstelik o hiçbir zaman babamdan para isteyemeyeceği için onun harçlığını da ben alırdım babamdan. Gördünüz mü? Ah hep bu önyargılarınız. :))
    Beraber beklemeye başladık. Otobüs geldi geliyor derken, aman Allah'ım otobüs de değil bize, muavine bile yer yok! Zavallı muavin kapı açık bir halde otobüsün merdivenlerinde ha düştü, ha düşecek kadar tehlikeli bir konumda...
    Ama muavin, fırtınaya ve bulunduğu konuma aldırmadan:
    "Ablaa binin binin! Biraz daha sıkışır arkadaşlar, hem birazdan inecekler de var." deyince
    Amaaan başka çaremiz mi var diyerek, bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete misali bindik...Otobüsün direklerinden birine tutunan ablam, ona tutunan ben, bana tutunan Ganime, hayırlısıyla düşmeden sapa sağlam yetişecek miyiz diye düşünürken, bir sonra ki durakta 7-8 öğrencinin inmesiyle kendimize oturacak yer de bulabildik. Ben önde yer bulurken onlar, arkadan yer veren centilmenler sayesinde yan yana oturdular. Muavin:
    "Evet abla ücretleri alayım" deyince
    "Ha tamam arkadakiler ödeyecek benim yerime" diyerek arkamı dönerek ablama öpücük gönderdim. Ablam kafasını seni hınzır seni ifadesiyle iki yana sallarken ben önümü dönmüştüm bile.
    Bu sırada gözüm şoföre takılıyor. Bir türlü kanal beģenemeyen şoförümüz Hatay FM'de karar kılıyor. Sizin istekleriniz programı. Karaağaçlı bir dinleyici ile sohbet edildiģini fark edince ki etmemek mümkün değil, ister istemez kulak kabartıyorum. Adam öyle mutlu olmuş ki canlı bağlantıya alındığına heyecandan ne diyeceğini bilemiyor. Spiker'e kendi tatlı şivesiyle "abi ben Çelik var ya Çelik ondan dum kah kah! Dum kah kah'ı bütün Karaağaç şehrine armağan ettiğini söylüyor. İstemsiz bütün otobüstekiler gülüyoruz, Karaağaç bizim oraların bir köyü ve şarkının orijinal adı da Ateşteyim olduğu için.
    Otobüs dağ yolunu çıkarken yolcu fazlalığı ve fırtınanın yüzünden baya bir zorlansa da en sonun da dağ başında ki kampüse yaklaştığımız da muavine kötü hava şartlarından dolayı bizi içeri kadar geçirip geçirmeyeceğini soruyorum.
    "Ablaa biz içeri kadar giremiyoruz bizim sürüş alanımızın dışında oraya anca Issume otobüsleri girebilir" deyince, el mahkum arabadan inip, birbirimize tutuna tutuna kampüs yolunu tutuyoruz. Uçurumu boylamadan o yolu yürüyüp en sonun da kendimizi okula zor atıyoruz ki okul da sanki in cin top oynuyor. Fırtınadan dolayı okul tatil edilmiş. Neyse gelmişken biraz kalıyoruz artık. Peki dönüş yolu...:(
  • 1687'de Isaac Newton belki de modern tarihin en önemli kitabı olan Doğal Felsefenin Matematiksel İlkeleri'ni yayınıladı. Newton hareket ve değişime ilişkin genel bir teori sundu. Newton'ın teorisinin büyüklüğü, düşen elmalardan kayan yıldızlara evrendeki tüm maddelerin hareketini üç basit matematik yasası kullanarak açıklayabilmesi ve öngörebilmesindeydi.
    Bundan böyle bir top güllesinin veya gezegenin hareketini anlamaya çalışan herhangi birinin sadece nesnenin kütlesini, yönünü, ivmesini ve üzerinde etkili olan gücü incelemesi yeterlidir. Bu rakamları Newton'ın denklemlerine yerleştirerek nesnenin gelecekteki konumu hesaplanabilir. Bu yöntem tıkır tıkır işliyordu. Bilim insanları ilk defa 19. yüzyılın sonlarında Newton'ın hesaplarına uymayan birkaç gözlem yaptı ve bunlar da fizikteki bir sonraki devrimi doğurdu: görelilik teorisi ve kuantum mekaniği.
    Yuval Noah Harari
    Sayfa 255 - Kolektif Kitap - 44. Baskı
  • Otobüsün camına yaslanan dışarıya bakmayı seyreden hüzünbazlardık ama yine de muavinin sunacağı krakerli top kekli ikramlarla mutlu olacak tiplerdik .Yeter ki ortada mutlu olunacak bir şeyler olsun...Sevmezdik varmayı, bir cam kenarında devam etmek isterdik hayata.