Çanakkale ve Sonraki Günler, o barut kokan siperlerin, top mermilerinin ve bir milletin küllerinden doğuşunun ardındaki sessiz çığlıkları resmi tarihin o basmakalıp, soğuk sayfalarından söküp alan, kelimenin tam anlamıyla etten ve kemikten bir başyapıt. Kitabı elinize aldığınızda karşınıza sadece askeri dehaların harita üzerindeki hamleleri ya da kuru zafer istatistikleri çıkmıyor; aksine o gencecik çocukların cephedeki mektuplarına, evde yol gözleyen anaların gözyaşlarına ve madalyonun arkasında saklanan o ağır toplumsal faturaya ortak oluyorsunuz. Yazarın asıl başarısı da burada; savaşı sadece siperlerle sınırlamayıp, o mahşer yerinin hemen ertesi gününü, yani açlıkla, yoksullukla ve kaybedilen koca bir neslin acısıyla yoğrulan o "sonraki günlerin" sosyolojik arka planını muazzam bir çıplaklıkla deşiyor. Sahi, top sesleri sustuktan sonra başlayan o derin sessizlikle yüzleşmeden, bugün bastığımız toprağın kıymetini hakkıyla anlamak mümkün müdür? Kitap, kantarın topuzunu kaçırıp ucuz bir hamasete sığınmadan, yaşanmışlıkları o kadar eyvallahsız ve duru bir dille aktarıyor ki, sayfaları çevirdikçe içinizdeki o milli duygular, gurur ve aidiyet hissi göğsünüzü kabartarak şaha kalkıyor. İşte bu yüzden; bu toprakların neyin pahasına vatan kılındığını ve o şanlı zaferin arkasındaki ağır insani bedelleri gerçekten hissetmek isteyen herkesin bu eseri satır satır hatmetmesi gerekiyor. Bu kitap size sadece bir zaferi anlatmıyor; kapağını kapattığınız an damarlarınızdaki o asil kanın ağırlığını hissettirerek, bu topraklara bastığınız her adımda o gencecik kahramanların gölgesini aratacak ve içinizde o hiç sönmeyecek milli gururun ateşini yakacak sarsılmaz bir uyanış sunuyor.