Kitaba puanım 10 üzerinden 9 oldu. Bunun sebebi eserin herhangi bir eksikliği değil; tam tersine çok çabuk bitmiş olmasıydı. Okurken o kadar büyük bir keyif aldım ki İvan İlyiç’in iç dünyasında biraz daha kalmak, Tolstoy’un kaleminden birkaç sayfa daha okumak istedim. Belki de kırdığım o bir puan, kitabın bana yetmemesindendi. Çünkü bazı eserler vardır, son sayfasına geldiğinizde bitmesini istemezsiniz. İvan İlyiç’in Ölümü benim için tam olarak böyle bir kitaptı.
Bazı kitaplar vardır; bittiğinde “iyi ki okudum” dersiniz. Bazıları ise son sayfasını kapattığınızda sizi uzun süre düşünmeye mahkûm eder. İvan İlyiç’in Ölümü benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Sadece 83 sayfalık bir eser olmasına rağmen, birçok kalın romandan daha fazla düşündüren, daha fazla sorgulatan ve insanın içine daha derinden işleyen bir metin. Kitabı bitirdiğimde sayfa sayısına değil, içinde taşıdığı düşünce yoğunluğuna hayran kaldım. Üstelik Tolstoy’un bu eser üzerinde yaklaşık dört yıl çalıştığını öğrenince, her cümlenin neden bu kadar güçlü ve etkileyici olduğunu daha iyi anladım. Bir yazarın eserine verdiği emeği ve önemi görmek, kitabı benim gözümde daha da değerli hâle getirdi.
Tolstoy’u zaten dünya edebiyatının en büyük romancılarından biri olarak görüyorum. Bu kitabı okuduktan sonra bu düşüncem daha da pekişti. Çünkü Tolstoy burada yalnızca bir insanın ölümünü anlatmıyor; yaşamı, insan ilişkilerini, toplumun ikiyüzlülüğünü ve ölüm karşısındaki çaresizliği anlatıyor. Bunu yaparken de okuyucuyu sarsmayı başarıyor. Sayfalar ilerledikçe kendinizi yalnızca İvan İlyiç’in hikâyesini okurken değil, aynı zamanda kendi hayatınızı sorgularken buluyorsunuz.
İvan İlyiç karakteri, dışarıdan bakıldığında başarılı ve düzenli bir hayat sürmüş bir insan. İyi bir kariyeri, toplum içinde