9/10
·286 syf.··
Beğendi
·
2026 83. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 15:05
Yazar diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da gerçek klinik vakalarından ve seanslarından yola çıkarak insan ruhunun en karanlık, gizemli ve sancılı köşelerini ortaya çıkararak okuyucuya anlatmış. Bu kitapta üç ayrı klinik vaka işlemiş. Yani üç farklı insan, üç farklı yaşam öyküleri. Derin travmalar, günah sayılan ya da toplum tarafından tabu kabul edilen psikolojik eylemler. Peki bu üç renk neyi temsil ediyor? Fahişeliğin rengi (Kırmızı) : Üç kuşak boyunca fahişeliğe sürüklenen bir ailenin şiddet, acı dolu dramı travmalarıyla birlikte anlatılıyor. Eşcinselliğin rengi (Gri) : Zengin bir holding patronunun, cinsel kimliği ve tercihi ile toplum arasında sıkışıp kaldığı öyküsü. Mazoşizmin rengi (Siyah) : Genç bir adamın mazoşizmden aldığı hazzı ve karanlık dünyasını işlemiş burada da. Yazar tabi ki profesyonelliği ile kişileri ve olayları yargılamadan, geçmiş travmaların ve hayatın görünmeyen yönünün insanları bu noktalara nasıl sürüklediğini okuyucuya aktarmış. Dehşet ve hüzün dolu bu gerçek hikâyeleri okumak isteyen herkese tavsiye edilir.
1000Kitap
Günahın Üç RengiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 201916,5bin okunma
İvan ilyiç’in Ölümü
9/10
·83 syf.··
2026 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 11:39
Kitaba puanım 10 üzerinden 9 oldu. Bunun sebebi eserin herhangi bir eksikliği değil; tam tersine çok çabuk bitmiş olmasıydı. Okurken o kadar büyük bir keyif aldım ki İvan İlyiç’in iç dünyasında biraz daha kalmak, Tolstoy’un kaleminden birkaç sayfa daha okumak istedim. Belki de kırdığım o bir puan, kitabın bana yetmemesindendi. Çünkü bazı eserler vardır, son sayfasına geldiğinizde bitmesini istemezsiniz. İvan İlyiç’in Ölümü benim için tam olarak böyle bir kitaptı. Bazı kitaplar vardır; bittiğinde “iyi ki okudum” dersiniz. Bazıları ise son sayfasını kapattığınızda sizi uzun süre düşünmeye mahkûm eder. İvan İlyiç’in Ölümü benim için ikinci gruba giren kitaplardan biri oldu. Sadece 83 sayfalık bir eser olmasına rağmen, birçok kalın romandan daha fazla düşündüren, daha fazla sorgulatan ve insanın içine daha derinden işleyen bir metin. Kitabı bitirdiğimde sayfa sayısına değil, içinde taşıdığı düşünce yoğunluğuna hayran kaldım. Üstelik Tolstoy’un bu eser üzerinde yaklaşık dört yıl çalıştığını öğrenince, her cümlenin neden bu kadar güçlü ve etkileyici olduğunu daha iyi anladım. Bir yazarın eserine verdiği emeği ve önemi görmek, kitabı benim gözümde daha da değerli hâle getirdi. Tolstoy’u zaten dünya edebiyatının en büyük romancılarından biri olarak görüyorum. Bu kitabı okuduktan sonra bu düşüncem daha da pekişti. Çünkü Tolstoy burada yalnızca bir insanın ölümünü anlatmıyor; yaşamı, insan ilişkilerini, toplumun ikiyüzlülüğünü ve ölüm karşısındaki çaresizliği anlatıyor. Bunu yaparken de okuyucuyu sarsmayı başarıyor. Sayfalar ilerledikçe kendinizi yalnızca İvan İlyiç’in hikâyesini okurken değil, aynı zamanda kendi hayatınızı sorgularken buluyorsunuz. İvan İlyiç karakteri, dışarıdan bakıldığında başarılı ve düzenli bir hayat sürmüş bir insan. İyi bir kariyeri, toplum içinde
Roman
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,2bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·464 syf.··
2026 11. kitabı
·
34 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 16:42
Kitap yazılırken muhatap kitleyi belirlemek gerekiyor. Bu eser bir alan çalışması mı yoksa toplumu ilgilendiren hususta bilgilendirme gayreti mi? Bu kitap kimler içindi mesela? Sağlık alanında görev yapan veya sağlık ile alakalı üniversite okuyanlar için miydi yoksa bunun haricinde herhangi biri okuyabilir miydi ? Bu kadar teknik bilginin muhatabı kimdi hakikaten. Ben fonksiyonel beslenmeye 3-4 yıldır ilgi duyan, farklı kitaplar okuyan herhangi biri olarak 'meslektaşları için yazdığı kitap' olarak düşündüm. Son bölümler daha akıcı ve daha günlük hayattan idi ama oraya gelene kadar beyni yoran bir kitap. Fonksiyonel Beslenme ile ilgili ne varsa yazalım, tek kitap olsun denilerek yazılmış. Yığma bilgilerle dolu yoğun mesai gerektiren bir çalışma olmuş. Modern tıp henüz fonksiyonel tıbbı bağrına basmamışken, yer bile göstermemişken bu kadar teknik ve terminoloji bireysel çaba gösteren bizler için fazlaydı. Son kısımlar hacmi daha ince bir kitap halinde oluşturulsa idi toplum nazarında beklenen bilgilendirilmeye ulaşabilirdi.
Fonksiyonel BeslenmeNazan Uysal Harzadin · Doğan Kitap · 202530 okunma
Puan vermedi·128 syf.··
2026 24. kitabı
Toplumun Aynasına Gülümseyerek Bakmak: Rıfat Ilgaz'ın Sosyal Kadınlar Partisi Bazı yazarlar vardır; aradan yıllar geçse de anlattıkları insanlar hiç değişmemiş gibi gelir. Rıfat Ilgaz benim için tam olarak böyle bir yazar. Sosyal Kadınlar Partisi'ni okurken sık sık "Bu karakteri sanki tanıyorum" diye düşündüm. Çünkü Ilgaz'ın anlattığı insanlar sadece kendi dönemine ait değil; bugün de çevremizde yaşamaya devam ediyorlar. Kitabın ilk dikkatimi çeken yanı, mizahın hikâyelerin merkezinde olmasına rağmen asla yüzeysel kalmamasıydı. Rıfat Ilgaz güldürmek için yazmıyor; güldürürken düşündürmek, düşündürürken de topluma küçük ama etkili eleştiriler yöneltmek istiyor. Bu yüzden birçok öykünün sonunda yüzümde oluşan tebessüm kısa sürede yerini sorgulamaya bıraktı. Eserde karşılaştığımız karakterler oldukça tanıdık. Kendi çıkarlarını toplum yararının önüne koyanlar, görünüşe ve gösterişe fazlasıyla önem verenler, farklı görünmeye çalışırken aslında birbirine benzeyen insanlar... Ilgaz, onları yargılamadan ama bütün kusurlarıyla gözler önüne seriyor. Belki de bu yüzden karakterler karikatür gibi değil, gerçek insanlar gibi hissettiriyor. Kitabın adını taşıyan "Sosyal Kadınlar Partisi" öyküsü ise özellikle dikkat çekici. Rıfat Ilgaz burada yalnızca kadınlar üzerinden değil, toplumun genel yapısı üzerinden bir eleştiri kuruyor. İnsanların sosyal görünme çabalarını, popüler olma isteğini ve zaman zaman samimiyetten uzaklaşan davranışlarını ince bir ironiyle anlatıyor. Okurken birçok sahnenin günümüzde sosyal medya çağında bile geçerliliğini koruduğunu fark etmemek mümkün değil. Rıfat Ilgaz'ın kalemini sevdiğim noktalardan biri de dili. Ne süslü ne de yorucu. Son derece doğal bir anlatımı var. Hikâyeler sanki bir arkadaşınız size yaşanmış olayları anlatıyormuş hissi veriyor.
Sosyal Kadınlar PartisiRıfat Ilgaz · Çınar Yayınları · 2008182 okunma
ANEMONLAR
Puan vermedi·256 syf.··
Beğendi
·
2026 89. kitabı
Kendi Yaralarından Çiçek Açanlara ​Engin,üniversiteye başladığı yıl yazı geçirmek için Cundaya gider.Orada eski bir tekneyi onarırken yan teknede kalan huysuz bir kaptanın kızı ve torunu küçük Mavisu ile tanışır. Mavisu etrafa neşe saçarken bir sabah annesiyle aniden ortadan kaybolur.Aradan 28 yıl geçer. Engin artık doktordur ama mutsuz bir evliliğin içindedir. ​Diğer yanda Serap modern hayatın koşturmacasından yorulmuş,çocukluk travmalarıyla baş etmeye çalışan bir bankacıdır.Kendini toparlayabilmek için bir psikoloğa gider.Toplumun dayattığı mükemmel insan maskesinden çok yorulan serap "Beni dengeli,mutlu,kendine güvenen ve muhteşem bir insana dönüştürmeniz" istiyorum der.Aslında Engin ve Serap, kendilerine iyi gelmediğini bilseler de sırf orada birbirlerini görebilmek için kliniğe gitmeye devam eder. ​Bir gece Serapın kapısını üst komşusunun kızı küçük Hayal çalar.Annesi Jale acil bir iş için şehir dışına çıkmıştır. Bir günlük diye başlayan bu misafirlik uzar ve Engin, Serap ile Jale’nin yolları Hayal sayesinde yolları kesişir. ​Başta bağlantıları kurmak kolay olmuyor ama sayfalar ilerledikçe psikolog Hakan pek sevilecek biri olmasa da tüm düğümleri çözüyor. Jale’nin gerçek kimliği ve asıl adı ortaya çıkınca her şey yerini buluyor.İlk başta Hayale davranışından dolayı Jaleye kızıp bir annenin bunu nasıl yapabileceğini eleştirsemde geçmişini öğrendikçe ona çok üzüldüm.İnsanların kötü oldukları için değil, çocukken çok fazla yara aldıkları için yanlış kararlar verebildiğini anladım.Tıpkı kışın toprağın altında saklanıp güneşi görünce açan narin anemon çiçekleri gibi,karakterler de ayıp denilerek üzeri örtülen aile sırlarıyla ve çocukluk yaralarıyla yüzleşmek zorunda kalıyor. Kitap toplum olarak üstünü kapattığımız ne varsa çok yalın bir şekilde yüzümüze vuruyor. Bu
AnemonlarZeynep Kesler · Ceres Yayınları · 20269 okunma
8/10
·408 syf.··
Beğendi
·
2026 17. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 16:11
Gustave Flaubert ile tanışma kitabım oldu Madam Bovary . Yazarın dili gayet akıcı, sade, anlaşılır.Kitabı sevdim,en çok kitap düşkünlüğünü sevdim Emma'nın. Emma ahh üzdü bizi... Hem yaşadıkları, hem yaşayamadıkları,hem kitabın ve kendi sonu üzücüydü. Emma bir yandan elindekilerin kıymetini bilmeyen maymun iştahlı bir profil çizerken diğer yandan yaşadığı taşra hayatına sığamayan, okuduğu kitaplardan öğrendiği aşka inanan, hayalleriyle gerçekler arasında sıkışmış, sürekli yaşayamadığı bir hayata özlem duyan ve yaşayamadığı hayatın yasını tutan bir kadın hissi veriyor. Bu yüzden Emma'ya tam anlamıyla kızamadım, yaptıklarını onaylamasam da içindeki boşluğu görebildim. Kitapta en çok dikkatimi çeken konulardan birisi bu Leon ve Rodolphe abiler nerdeler acaba? Kadınla o kadar şey yaşadılar, Emma bütün benliğini ortaya koyarak yaşadı ilişkilerini ama cenazesinde bile yoktular. Aslında Emma yanlış şeyleri arayan değil, doğru şeyleri yanlış yerlerde arayan bir kadındı. Yani sonuç olarak Emma'nın yaşam tarzı yaptıkları toplum tarafından hoş görülür şeyler değil tamam da peki karşı taraflar, yani Emma'nın bu aşk çılgınlıklarını yaşadıkları adamlara ne diyeceğiz? Kadın düşmüş kadın, erkek ise hayatın tadını çıkaran adam... Aynı davranış farklı ölçülerle değerlendiriliyor.
Madam BovaryGustave Flaubert · Can Yayınları · 202440,9bin okunma