Cinsellikte Toplum Tabuları
Cinsellikte erkeğin daha pasif olup inlememesi ve kadının inlemesi gerektiği toplumsal bir kalıp yargı biçimi vardır. Oysa birinin inlemesini istemek cinsiyetten bağımsız bireysel bir tercihtir. Erkekler genellikle inletmek ister çünkü güç ve otorite duygusuyla zevk verdiğini düşünerek zevk alırlar. En azından ben bu şekilde düşünüyorum. Oysa bir kadın da cinsellikte kendi inlemek istemez, yapmaz ve tersi bir erkeğin inlemesini bekleyebilir. Öte yandan hep sorguluyorum. Neden kadınlar cinsellikte hep pasif rol oluyor? Mesela pegging neden bir erkeğe yapılması sert bir şekilde reddediliyor ve sanki kadının kendisinde sorun varmış gibi niçin algılanıyor? Kadın sana kendini veriyor. Sen kendini kadına karşılığında veremiyorsun. Çok garip. Erkeklik tabuları veya acıyacak tabusu gibi şeyleri kabul edemiyorum. Kadınlık tabuları da aynı şekilde vardır toplumsal beklentiler olmasa bile. Bireyin içinde vardır.
1000Kitap
Kaliteli Bir Ömür İçin
7/10
·372 syf.··
Beğendi
·
2026 32. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 03 Haziran 2026 14:01
Sizlerle Maddy Dychtwald'ın Kadınlar İçin Longevity eserini paylaşacağım. Yoruma geçmeden günümüzde en popüler kavramdan biri olarak longevity izah etmek istiyorum. Kelime anlamı olarak uzun
Kadınlar İçin LongevityMaddy Dychtwald · Omega Yayınları · 20252 okunma
Puan vermedi·
Alatlı, Günay Rodoplu üzerinden bazı konuların üzerinde hususen durmaktadır. Rodoplu, müslümanlığın sınıfsal bir niteliğe büründüğünü düşünmektedir. Ayrıca Rodoplu, taciz meselesine “Dikkat edersen,
Viva La Muerte! Yaşasın Ölüm!Alev Alatlı · Kapı Yayınları · 2024410 okunma
1923'te genç Cumhuriyet'e miras kalan Türkiye
Sanayi kuruluşları sıfıra yakındı. Madenler, limanlar ve demiryolları yabancıların elindeydi. Ekonomik bakımdan yarı sömürge durumundaydı. Maliyenin bütün imkân ve kaynakları zorlayarak elde ettiği gelir, orduyu yeniden kurmak ve düşmanı Anadolu'dan atmak için tüketilmişti. Bilim hayatı ve düşüncesi yok gibiydi. Memleket genelinde ortaokul ve liselerin sayısı 153 iken yalnızca bir tane üniversite mevcuttu. Okuyan kızların sayısı bini bile bulmuyordu. Ülkenin tahsil görmüş parlak gençleri on yıllık savaş sürecinde büyük oranda yitip gitmişti. Halkın büyük bölümü okuma-yazma bilmiyordu. Okulsuzluk ve eğitimsizliğin yarattığı boşluğu, hurafe membaı haline gelmiş tekke ve zaviyeler doldurmuştu. Müspet ilim ve bütün yeniliklere hasım medreseler, din istismarı suretiyle halkın zihnini kendi gerçekleriyle dolduruyor, halkın yarısını teşkil eden kadınlar pek çok haktan yoksun halde tarla, ev ve doğum üçgeni içinde medeniyetten kopuk bir yaşam sürmek zorunda kalıyordu. Büyük oranda köylerde yaşayan toplum, yol gibi en temel altyapı imkânlarından bile yoksundu. Üstelik sıtma, verem, frengi ve trahom gibi salgın hastalıklar memlekette kol geziyordu. Çocuk ölümleri ürkütücü düzeydeydi.
Sayfa 15·Kitabı okuyor
Türkiye'de kadının evlilik öncesi bekâret konumunu elinde bulundurması, sadece "bacaklarının arasındaki" zarı korumasına değil, toplum içerisindeki davranışlarına da bağlıdır. Özellikle erkeklerle ilişkilerinde son derece dikkatli davranmak zorunda olan kadınlar, uygunsuz görülen ve cinsel içerikli yorumlanan bir davranış sergilediklerinde ya da böyle bir dedikodunun malzemesi olup "milletin diline düştüklerinde", ailelerinin namusunu lekeledikleri gerekçesiyle babaları, ağabeyleri, nişanlıları, kocaları, oğulları vesaire tarafından cezalandırılabilir, hatta öldürülebilir. Bekâretle namus kavramlarının en kanlı birleşimi de, erkek egemen kültürün kan ve ölü seviciliğini yansıtan bu tür örneklerde kendini gösterir.