• Çanakkale savaşının ne kadar önemli olduğunu ve ne güçlükler ile kazanıldığı ayrı zamanda mehmetçiğimizin artık cephesi kalmayıp şehadet şerbetini içmesini gözler önünde sergilemiş
    Büyük kahramanlıklar adında savaşan Koca Seyit 'in 276 Kg top mermisinin ALLAH gücü ile kaldırması ve mucizevi bir atışın "Ocean" gemisini vurması ile İngiliz komutanların buyuk paniğe yol açmasını kitabımız elle almıştır
    Akıcı bir anlam katarak savaşların tarihi ve antlaşmalar yazmaktadır .....

    “Benim naçiz vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet payidar kalacaktır.”
    *Mustafa Kemal Atatürk
  • "...en kötüsü buydu. Ahşap tabutun üstüne düşen toprağın takırtısı. Eylül güneşinin azalan sıcağı altında ıslak toprak kokusu. Yerdeki o dipsiz uçuruma bakmak ve bunun geri dönüşü olmadığını anlamak. Bu noktadan sonra hiçbir bahane yoktu,kaçış yoktu,annene yazdırıp öğretmenine verebileceğin hiçbir mazeret yoktu. Ölüm sondu ve kesindi,bunu değiştirmek için kimsenin elinden bir şey gelmezdi."
  • Hep daha yolu arayan biz gezginler, hiçbir güne bir başka günü bitirdiğimiz yerden başlamayız; hiçbir şafak bizi gün batımının bıraktığı yerde bulmaz. Toprak uyurken bile biz yol alırız. 
  • Evlerinizi avucuma toplayıp, tohum eker gibi ormanlara ve çayırlara serpebilmek isterdim. Vadiler caddeleriniz, yeşil patikalar dar sokaklariniz olsun isterdim, birbirinizi bağlar arasında arayıp giysileriniz mis gibi toprak kokarak gelin isterdim.
  • "İsa’nın mezarı, üstünü temizlemek sevabı pay edilemediği için, toz toprak içindedir. İpi kopararak düşen çanı hiç kimse kaldırıp yerine takmaz. Beytüllâhim kilisesi de böyle idi: Enver Paşa, kilise camlarının niçin kırık bırakıldığını sorduğu zaman, masraf etmek sevabını milletlerin paylaşamadıklarını ve her teşebbüsün arkasından kan ve kavga çıktığını söylemişlerdi. Başkumandan kiliseyi bir jandarma müfrezesi ile sardırdı ve kilisenin pencerelerine yeni camlar ancak böyle takılabildi."
    Falih Rıfkı Atay
    Sayfa 71 - Pozitif Yayınları, 1. Baskı, Falih Rıfkı Atay 1894-1971
  • Yan komşumuz Tahir Amcaların köpeği Tomy, dört tane yavru doğurmuş. Birini kendine ayırmış Tahir, diğer ikisini satmış köylülere. En son olan, bir gözü sakat doğmuş, bu yüzden kimse istememiş onu. Biliyorum, buralarda sakat doğan hayvanlara pek hoş davranmazlar. Geçen sene de topal doğan bir atı vurmuşlardı. Çok üzülmüştüm. Ne isterler dilsiz günahsız canlılardan bilmem ki!

    Köyün girişindeki göle giderken baktım, kör köpek, su kanalının içinde viyaklıyor, feryat ediyor. Ulan dedim Tahir! Sana ne diyebilirim ki!.. Aldım kucağıma doğru eve. Evimiz iki katlı, ahşap ve çimento karışımı melez bir ev. Dolu odası var. Girseniz kaybolursunuz. Az yukarısında ise ahır var. Ahırda on baş hayvan var. Kümeste tavuklar ördekler vesaire. Avluya köpek kucağımda girdiğimi gören abim koştu yetişti:

    -Napcan lan onu? Tahir’in köpeği değil mi, şu kör olan?
    -He o abi. Benim oldu artık. Atmışlar yolun kıyısına.
    -Heeeee. İyi bari. Adı ne olcak?
    -Salim olur mu?

    Bir tokat geçirdi kafama ki sormayın. Sarsıldım. Salim bizim büyük dedemiz. Ama nasıl acımasız biriymiş. Anlatılanlara göre, kümesteki horozu kesmiş bir gün. Sebebi neymiş biliyor musunuz? Bu bizim dede, sürekli horozu kovalıyormuş, taş atıyormuş erken ötmesin diye. Sonunda dayanamamış ve kesmiş.
    -Büyük dedemizin ismini köpeğe mi vercen lan deyyus. Düzgün bişey bul!
    -Ceviz, tamam Ceviz olsun adı…

    ***

    Ceviz bugün dört yaşına bastı. Dört yıldır köydeki en yakın dostum o. Beraber balığa gideriz, tarlalardan mısır çalarız, hatta işi ilerletip komşu köyden kaz bile çalmışlığımız var. Her zaman benim ve arkadaşlarımın -suç ortaklarımın- yanında oldu. Kendisi çok çelimsiz bir köpek aslında. Kahverengi tüyleri, kulaklarında da beyaz lekeler var. Bu yüzden ona Ceviz dedim ya zaten. Bir gözü ile hayata tutunuyor ama nasıl neşeli ve hayat dolu bir bilseniz!
    Cevizi kulübesine koydum köy içine çıktım. Bir yaz günü. Yol kenarındaki selviler uğulduyor, kavaklar hışırdıyor, böcekler ötüşüyor. Kuşlar sevişiyor dallarda, cıvıldıyorlar. Karşıdan muhtarı gördüm. Hızlı hızlı koşuyor. Yanıma geldi, “baban evde mi” diye sordu. “Evde” dedim, beraber eve geçtik. Muhtar babamla konuşurken dedem geldi, artık muhatap alınacak kişi dedemdi.

    -Öğlen sonu görevliler gelecek köye. İtlaf olacakmış.
    Dedemin yüzü düştü. Az ilerdeki Ceviz’e baktı, yere baktı, bana baktı tekrar muhtara baktı. Boğuk ve umarsız bir sesle “iyi” diyebildi sadece. Ceviz’i pek severdi. Aralarından su sızmaz desem yeri. Dedem devlete bağlı, kuralcı birisiydi. Ama bizlere karşı katı değildi. Muzip bir kişiliği vardı. Seksen yaşında kocaman bir çocuk! ”Bizde günah olmaz, ayıp olur. Ayıp etmeyin kimseye” derdi hep. Hep güler yüzlüydü ama dedemi bu kadar üzen itlaf neydi ki?

    ***

    Öğlen sonu. Köyün toprak yolunda tozu dumana katan bir cip geliyor. Geldi yanımda durdu. “Muhtarın evini biliyon mu delikanlı” dediler. Hepsi iyi giyimli, efendi insanlar. Hiç köylüye benzer tipleri yok. “Biliyorum” dedim. “Atla cipe de bizi ona götür bakalım” dediler, seve seve atladım cipi arkasına. Köy içinden geçerken nasıl havalıyım. Köyün çocukları bana bakıyor ben ise kasım kasım kasılıyorum. Geçerken bir alkış tutuyor çocuklar, onları selamlıyorum. Bir baktım yanımda tepsiye dizilmiş köfteler. Birine elleyim dedim, “onlara dokunma, köpek köftesi onlar” dedi önde oturan adam hafif sırıtarak. Elimi çektim. Köpek köftesi de neymiş. Daha biz yiyemiyoz ki köfte?

    Muhtarın evine geldik, adamlar indiler, muhtardan bir kağıt alıp, geri cipe geldiler. Öndeki adam bana bir lira uzattı. O zamana kadar gördüğüm en büyük para oydu.
    -Bizi bu kağıttaki yerlere götürürsen bu bir lira senin, dedi.
    -”Seve seve”, dedim, aldım bir lirayı, yola koyulduk.
    -Köyde kimlerde köpek var başka?
    Bir yandan listedeki isimleri okuyordu.”Tahir” dedim, “Tahir’de var bir tane. Aha şu caminin yanında evi.”

    Tahirin eve geldik, adamlar indiler. Ben de indim. Tahir ile bir süre konuştular. Daha sonra bir köpek köftesi aldılar, Tahir’in köpeğinin önüne attılar. Köpek afiyetle yedi. Çok geçmeden kıvranmaya başladı, inledi, yere yattı, kıvrandı, kıvrandı… en sonunda hareketsiz kaldı. Her şeyi dehşetle izliyordum. Jeton düşmüştü artık, itlaf buydu demek! Ama bizim de köpeğimiz var?.. Bir lirayı fırlattım, koşmaya başladım. Eve geldim, Ceviz yerinde yok. Sordum evdekilere, köye çıkmış bir başına. Fırladım. Ararım ararım yok! Bağırırım bağırırm yok! Gerisin geri eve koşuyordum ki ne göreyim. Yol boyunca “köpek köftesi” yiyen köpeklerin ölüleri dizili. Dünyam başıma yıkıldı. Yüreğim çatlarcasına koşmaya başladım, eve geldim, cip avluya gelmiş bile. Söverek girdim avluya. Avluda iki devlet görevlisi dedemle konuşuyor. Abimi ise amcam ve diğer abilerim tutuyor. Bıraksalar parçalayacak görevlileri. “Ananızı s*kiyim lan, s*ktirin gidin. Bizde köpek yok. Bak hani nerde lan. Bizde köpek möpek yok!”...

    Abimle Ceviz çok sonraları iyi arkadaş olmuşlardı ama bu kısa sürede birbirlerine çok ısınmışlardı. Abimin öfkesi bundandı. Ben de abimin yaptığı gibi sövmeye başladım. Ne ana bırakıyordum devlette ne de avrat. Dümdüz gidiyordum. Babam o esnada bana bir tokat yapıştırdı, yere serildim, Ağlıyordum. Abime gittim, onun beraber bağırıp çağırmaya başladım. “Köpek yok bizde orospu çocukları. Gidin başka yere!”

    ”Muhtar bize liste verdi, burada sizin evde köpek olduğu yazılı”, dedi görevli dedeme. Dedemde ses yok. Başı eğik, sağa sola bakıyor. Nereden çıkıp geldiyse bilmem, Ceviz avludan içeri girdi. O an ağlamaya başladık. Yerden taş alıp fırlatıyoruz ki kaçsın. “Lan s*ktir git. Kaç. Ceviz git lan burdan” diye feryat ediyoruz. Dedem Ceviz’i çağırdı. Ceviz geldi dedemin ayakları dibine. Eliyle sevdi bir süre. “Tamam” dedi görevliye. Görevli tepsiden bir köfte aldı, attı yere. Ceviz önce yemek istedi sonra dedeme baktı, yemedi. Bir köfteye bir dedeme bakıp duruyordu. Biz hala ağlıyor, sövüyor, Ceviz’in yememesi için çabalıyoruz. Abim kurtuldu kendisini tutan ellerden ve köfteyi alıp bahçeye fırlattı. Görevlilerin üzerine yürürken babam onu alıp eve götürdü. Ama hala camdan bağırıyordu. Görevli bir başka köfte attı. Ceviz yine köfteye ve dedeme baktı. “En büyük kanaat devlettir... Ye oğlum, ye…” dedi boğazı gıcıklanmış bir şekilde. Ceviz afiyetle yedi köfteyi. Dedem bakamadı içeri geçti gözleri kan çanağı olmuş vaziyette. Bundan sonrasını biliyordum ben. Tahir’in köpeğine olduğu gibi Ceviz de kıvrandı, viyakladı, debelendi, yere yuvarlandı….. sonunda hareketsiz kaldı. Artık boşalmıştı içim. Devlet arkadaşımı öldürmüştü. Adamlar cipe binip gittiler. Abim geldi, Ceviz’in başına çöktük, ağlaya ağlaya onu okşuyorduk. Babam yanımıza geldi “ götürüp gömün bi yere” dedi.

    ***

    Ahırdan bir kürek aldı abim, ben de Ceviz’i kucağıma alıp ormanlık alan gittik. Bir çukur açtık, Ceviz’i gömdük. Başına da bir taş koyduk. Yanımda getirdiğim tebeşirle:
    “Ceviz DEMİRCİ” yazdım. Abim okudu, kafama vurdu hafiften.
    -Lan köpeğe soyadımızı niye yazdın. Sil.
    Sildim, sadece “Ceviz” kaldı. Bir süre baktık ona. Sonra eve doğru yola koyulduk. Mezarın başında geniş bir ceviz ağacı vardı, Ceviz’e rüzgarlı ninniler söylüyordu.
  • Kur'an-ı Kerim'de geçen pişmanlık cümleleri:

    -Keşke falancayı dost edinmeseydim
    -Keşke Allah ve Rasulüne itaat etseydim
    -Keşke peygamberle yol yürüseydim
    -Keşke bu hayatım(ahiret) için önceden birşeyler yapsaydım
    -Keşke kitabım(amel defteri) verilmeseydi
    -Keşke toprak olsaydım