Falih Rıfkı'nın daha çok Cemal Paşa'nın yanında görev yaptığı sırada özellikle Ortadoğu'da olanları anlattığı bir eser. Fakat sadece bununla sınırlı değil, bürokrasiden ve savaşın gerisinde yaşananlardan da bahsediyor. Son kısımda başka askerlerin günlüklerinden alıntılar var. Bir imparatorluğun çöküşünü ve binlerce askerimizin vatanından yüzlerce, binlerce kilometre uzakta şehit olmalarını okumak oldukça üzücü. Bastığımız her toprak parçasında şehit kanı var. Sadece bu topraklarda ölenlerin değil dünyanın dört bir tarafında bu vatan için canını verenlerin de.
Benim Yolum Sensin | Ecrin Su Acar
#kitapyorumu
Karadeniz'in serin yaylalarında ailesi ile birlikte sıcak bir ortamda yaşayan Asya, çiçekleri ve toprağı ile ilgilenmeyi çok seviyordu. Bir yandan çiçekleri diğer yandan kafesi onun huzur kaynağıydı. Ta ki şehirli bir oğlanı görene kadar...
Toprak, yeni işleri için ailesi ile beraber Asya’nın ailesinin yanına gitmişti. Onu ilk gördüğünde bir garson sansa da evin kızı olduğunu öğrenince şaşırmıştı. Ama onu asıl şaşırtan şey ise babasının Asya'dan istediğiydi.
"Oğlumun toprağı sevmesini sağla"
Bu sıcak yaz günlerinde içinizi daha da ısıtacak tatlı bir kitabı sizlere sunuyorum. Soft karakterler okumayı seviyorum ve bu kitapta kaos namına bir şey yok Atışan, bakışan ve beraber vakit geçiren çiftimiz var. Asya ile tanıştıktan sonra Toprak'ın çevreye ve doğaya olan bakış açısının değiştiği görüyoruz. Başlarda minik çamur lekesinde kirlendiğini düşünen adam artık çamura bulaşınca mutlu oluyor. Çünkü bu anların çoğunda yanında Asya bulunuyordu.
En sevdiğim kısım sanırım beraber kurabiye yaptıkları kısımdı
Kitabın akıcılığı oldukça iyiydi fakat zaman atlaması olmasa daha güzel olabilirdi. Ben bu çifti sindire sindire okumayı da isterdim. İçerisinde rahatsız edecek bir sahne bulunmuyor yani her yaş grubu okuyabilir. Tatlı - soft kitap sevenlere öneririm kendisi tam olarak reading slump kurtarıcısı
#frezyaneokudu
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Cengiz Aytmatov'un Lenin hayranlığını, komünist bir öğretmen ve başarılı öğrencisi üzerinden aktardığı hikayesi güzel ve akıcı bir eser. Vakti olanlar bikaç saatte okuyabilir. İstifadeniz bol olsun.
Cengiz Aytmatov’un okuduğum ikinci kitabı. İlk okuduğum Toprak Ana kitabına göre baya uzun bir hikayeye sahip olan bu romanda Asya’da geçen bir olayı anlatıyor yazar. Olaylar bağımsız anlatılıp sonradan birbirine bağlanıyor. Bazen maziye gidilip mazi anlatılıyor. Hatta bir yerde okuduğuma göre bu kitabın devamı da varmış ama okumayı düşünmüyorum. Bana göre gereksiz ayrıntıya girilmiş bir kitaptı. Monoton geçen olaylar dışında etkilendiğim olay şu ; uzayda farklı varlıkların olduğu bir gezegen, bizden daha gelişmiş yine de sorunu olan bir gezegendi. Dünyamızla iletişime geçmek istemesine rağmen geçemedi. Ayrıca aldığım izlenime göre okuyan insanların saygısızlaştığı, gelenek göreneklerini unuttukları eleştirisi de yapılıyor. Efsanelerin unutulduğu eleştiriliyor. Hayvanların da konuştuğu ve düşündüğü bölümler vardı. Genel olarak bitirmek için okuduğum bir kitaptı
( Kitap Günlüklerim defterimden)
Savaşın acımasızlığını geride kalanlar üzerinden anlatan bir çırpıda okunabilecek ama insanın ruhunu acıtan bir kitap. Ne olursa olsun yaşamı seçen, her felaketten güçlenerek çıkan, tüm ailesini savaşa feda etmiş bir annenin bu zor yaşamı nasıl da göğüslediği çok basit bir dille direk annenin ağzından anlatılmış.
Savaşa karar veren insanların gerçekten içselleştirerek okuduktan sonra barışın kıymetini anlatabileceğini düşünüyorum.
Kısa ve edebi açıdan da zayıf bir dil kullanılmasına rağmen bende bıraktığı etki gerçekten büyük oldu. Bazı satırlarda göz yaşlarımı tutma konusunda baya zorlandım.
Kitap roman olarak geçiyor olsa da bence tam bir enişte biyografisidir. Araştırıldığında bu eniştenin aslında tam olarak bir kişi değil, yazarın yakın akrabalarından belki birkaç kişinin toplanıp tek bir vücut bulduğu kurgusal bir karakter olduğu görülür. Eserin üslubu bana Ahmet Hamdi Tanpınar'ı; özellikle de Beş Şehir'i anımsattı. Onda da artık var olmayan bir şehir dokusunu en ince detayına kadar anlattığı için sıkılmıştım bu eserde de aynısını bilhassa Çamlıca tasvirlerinde yaşadım. İsminin hakkını verecek şekilde yazarda büyük bir Çamlıca sevdası vardır ve kitabın en az %20'si Çamlıca'ya ve onun orada yaşadığı mazisine övgüdür diyebilirim. Burada en dikkat edilmesi gereken nokta artık var olmayan aile gelenekleri ve sosyal yapıların ele alınmasıdır.
Eser o zamanlar bir çocuk olan anlatıcının Çamlıca'daki enişteleri Hacı Vamık; namı diğer Deli Vamık'ı tasviriyle ve deliliğe makul bir övgüyle başlar. Babıali onu mutasarrıflık, defterdarlık, valilik gibi çeşitli görevlere verip verip geri almaktadır. Eserin ilerleyen bölümlerinde kendisinin hakkında vazife başında yolsuzluk söylentileri olduğu da verilecektir. Doğal olarak maddi durumu ortalamanın oldukça üzerindedir. Konaklarında hizmetçiler çalışmaktadır. Yazara göre, akıllı dediğimiz insanların sağı solu belli değildir; iyilik beklediğimizden kötülük, sadakat beklediğimizden ihanet görme ihtimalimiz her zaman oldukça fazladır; ancak deliler öyle midir? Deli daima delidir, şaşırtmaz, daima doğasına uygun davranır.
Hacı Vamık enişte lakırdı etmeyi pek seven, kendine has ve eğlenceli bir konuşma üslubu olan bir adamdır. Hemen her şeyle ilgili bir fikri veya anısı vardır. Yalnız kaldığı zamanlar harici konuşur; hâttâ yalnız kaldığında bile bazen kendiyle konuşur bazen de türkü söyler. Yeğenlerine daima "can didem"