Insanlardan hoşlanmıyor değildi. Sadece kitaplardan daha fazla hoşlanıyordu. Kitaplar gürültü patırtı koparmıyor, yargılamıyor, alay etmiyor veya herhangi bir şeyi geri çevirmiyorlardı aksine sizi kanepedeki yastıkları kabartıp içlerinde kaybolmaya davet ediyor, çay ve kızarmış ekmek ikram edip sunabildiklerini almanızdan başka herhangi bir beklentileri olmadan yüreklerini sizinle paylaşıyorlardı.
Peki ya çirkinlik efendim? Çirkinlikten hiç söz etmiyorsunuz.
Kim, anlamadığınız bir dille konuşup da sizin için sağır ve ilgisiz diyebiliriz? Sizin çirkinlik diye nitelendirdiğiniz şey ulaşmak için hiç çaba sarf etmediğiniz, yüreğinde kendinize yer edinmeyi istemediğiniz değil midir?
O zaman çirkinlik, gözlerimizdeki teraziden ya da kulaklarımızı dolduran balmumundan başka nedir ki?
Hiçbir şeyi çirkin diye nitelendirmeyin dostum, bir ruhun kendi hatıralarının varlığından duyduğu korkusu dışında.