Çeltik tarlalarının, yani bataklığın ortasında kalan köylerin hali dumandı. O köylerin insanları, daha da çok çocukları sıtmadan sinekler gibi kırılıyorlardı. Bütün ova köylerinin mezarlıkları her yıl taze çocuk mezarlarıyla doluyordu.
Öğretmenin söylediklerini duymuş, kulaklarına inanamamıştı, ne diyordu şu öğretmen Zeki, ne diyordu? Mustafa Kemal Paşa da köylü, bizden bir kişidir diyordu; o,tarlalarda ekinlerini kargalar yemesin diye, karga çobanlığı yapmıştır diyordu.
"Atlar yaşlanır, atlar yaşlanınca elden ayaktan düşerler. Köylü bunu ne yapsın, işe yaramayan atı. Eti yanmez ki, derisi işe yaramaz ki kessin. İşte O zaman bu atları sahipleri götürürler dağa bırakırlar. Dağda da bu bırakılmış atlar bir araya gelirler, elli yüz, yüz elli... Böylece dağlarda dolaşırlar. Bilhassa kıtlık yıllarında dağlara çok at bırakılır. Bunlara da yılkı atı, yılkıya bırakılmış at, derler."
"Evet Beyler, İnce Memedi halk yüceltti, onu evliya, peygamber seviyesine getirdi. Demek ki buna ihtiyacı var. Demek ki, biz halkın ihtiyacını karşılayamadık. Ona zulmettik. Onu hala insandan saymıyor, onu aşağılıyoruz. O da başkaldıran birisini bulursa onu koruyor, evliya yapıyor, başına da taç ediyor."