Su püreni akarsu kıyılarında, büyük pınarların yörelerinde biterdi. Öyle keskin kokardı ki dağlarda, insan onun kokusunu çok uzaklardan bile alabilirdi.
"Gidelim Müslüm. Bana öyle geliyor ki kuşatıldık."
"Ne biliyorsun kuşatıldığımızı?"
"Biliyorum. Kulak ver de dört köşeyi dinle... Birtakım sesler geliyor usuldan, duyulur duyulmaz."
Ortalıkta bir süre bir sessizlik oldu, ne o konuştu, ne de öteki.
"Ben hiçbir şey duymuyorum," dedi Müslüm.
"Duyamazsın," dedi Memed, "neden ki dersen, senin kulağın eşkıya kulağı değil."
"Nasıl olurmuş eşkıya kulağı?"
"İşte böyle, benimki gibi olur. Kırk günlük yolda yaprak kıpırdasa duyar. Haydi kalk, bir an önce yola çıkalım, kuşatıldık."