ToSe

Kalkın, hareket edin
Oturarak başarıya ulaşan tek canlı tavuktur. Yatarak ancak karpuz gelişir. Siz karpuz değilsiniz. Hareket etmeli, devinim halinde olmalısınız. Hareket edin, üretin.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gerçekten sevdiysen mutlu olsun der dersin
Mutsuz olsunlar, bana geri dönsün istiyorum.” “Sana geri dönerse onu terk mi edeceksin?” “Nereden bildiniz?” Bilmem şaşırtıcı değildi. Böyle binlerce insanı dinledim. Devam ettim: “Çünkü sen o olayı hâlâ hazmedememişsin. O insanı da zaten gerçekten sevmemişsin. Gerçekten sevseydin, nereye giderse gitsin, kime giderse gitsin, mutlu olmasını dilerdin. Oysa sen bedduayı basıyorsun! Çıkarın vardı, elde edemedin. Başkası elde etti diye beddualar ettin. Bu nedenle de mutsuzluğu çekiyorsun ve hayatında sıkıntılar yaşıyorsun...” Sevgi ile çıkar ilişkisinin farkını iyi bilmek gerekir. Gerçekten birini seviyorsanız, çıkarınıza geldiği için değil de sevdiğiniz için bağlandıysanız, bir gün gitse de yine güzel anar, “Allah yolunu açık etsin, mutlu olsun...” dersiniz. İşte bu nedenle bizim toplumumuzda boşanmalardan sonra iki taraf birbirini yerin dibine batırır. Kötü olsun, perişan olsun ister. Hep beddualarla anar. İşimiz iyiyken iyiyizdir. Hayat zorluk verdiğinde ise gerçek yüzümüz ortaya çıkar.
İş veya ilişkine hazır mısın?
Bazen, bana bekâr insanlar soruyorlar: “Neden hayatıma düzgün biri gelmiyor?” “Gözlerini kapat ve hayalindeki kişiyi zihninde canlandır. Onunla tesadüfen buluştuğunuzu varsay. Tesadüfen bir kafede ya da banka şubesinde karşı karşıya geldiniz. Hazır mısın onunla konuşmaya?” Cevap genelde mırın kırın şeklinde oluyor: “Vallahi ne makyajım hazır ne elbisem...” “İyi ki buluşmamışsınız çünkü sen hazır değilsin.” Bunu bir başka şekilde soralım: Hayalinizdeki işe hazır mısınız? Biri size hayalinizdeki işi teklif ediyor, cevabınız ne olur? “Yok ya, başaramam!”, “Beni niye seçsinler ki?”, “Yapamam...”, “Belki birkaç yılım daha olsaydı...”, “Şimdi başlarsam başarısız olurum ama gelecekte muhakkak...”, “Teklif ne zamana kadar geçerli?” gibi bahaneleri sayıp durursunuz. Bahaneleri sıralıyorsanız zaten iş gitmiştir. Fırsatlar size gelecek de siz hazır mısınız?
Yardım istemeyi öğren
Eskiden insanlardan fiziki yardım kabul etmekte de zorlanırdım. Şimdiyse artık bir arkadaşım bize gelmek istediğinde direkt şartımı söylüyorum: “Çocuk bakacaksanız gelin.” Eskiden bunu diyemezdim. Her şeyi kendim yapmak zorunda hissederdim kendimi. Oysa gelsinler, biraz yardımcı olsunlar... Çocuk bakımı gibi zor bir işi beraber yapalım hem onlar hem biz mutlu olalım. Hatta kimi zaman misafirime, “Yemeği sen pişirsene...” diyorum. Misafir de memnun oluyor, “Bizim oranın meşhur bir yemeği var; onu yapayım mı?” diyor. “Mutfak senin! Geç, yap.” Gerçekten dost ve samimi isek ben size yardımcı olabilmeliyim veya siz bana yardım edebilmelisiniz. Fakat biz isteriz ki hep veren kişi olalım. Biri bize yardım teklif ettiğinde elimizin tersiyle itelim, ama başkasının yardıma ihtiyacı varsa koşa koşa gidelim. Böyle davranarak büyük ve güçlü olabileceğimizi sandık.
Asık suratlı adam bal satmayı başaramaz, güler yüzlü adam sirke satmayı başarır.