“Söylenen binlerce kelime arasında hissederek telaffuz edilenleri seçip alabiliyorduk çünkü. Hissederek söylenenler yalnız gelmezler. Önlerinde ve arkalarında bir sürü anlamsız cümle olur. Önemli olan hepsini elekten geçirip doğru olanları bulmaktır. Geriye sadece hareketler kalır davranışlar harcanan kelimeler dışında kalan her şeydir. İnsanlık denilen yaratıklar tarihi söylenmeyen her şeydir. Akıllarda uçuşan bütün kavramlardır. Dile getirilemeyen nefretten büyüğü yoktur. Dile getirilemeyen aşk gibisi yoktur.”
“Onu kurtaracağımı düşünüyordu. Ama kim kimi kurtarabilmişti şimdiye kadar? Beni kim kurtaracaktı? Kurtuluş dedim. Ankara’da bir mahalle, fazlası değil. Belki bir de Bob Marley’in en iyi şarkısı. Daha fazla düşünmeye gerek yok. Adı her yerde kendisi yok! Kurtulmaya gelmiyoruz bu dünyaya. Daha da saplanmak için buradayız. Dibine kadar. Onun için çürüyor bedenlerimiz ölünce. Mısırlılar uğraşmış efendileri kurtulsun diye. Ama nafile çaresi yok. Kurtuluşu beklemek yararsız. Gelmez çünkü kontenjan dolmuş. Biz daha çok kötülüğün sınırlarını zorluyoruz. Ne kadar iğrenç olabileceğimizi araştırıyoruz. Kinyas ve ben bir deneyim parçalarıyız. İnsanoğlunun çekebileceği acı ve yapabileceği tiksinti veren davranışların sınırlarını saptamak için yapılan bir deney. Belki de bu yazılanlar da yapılan deneyin raporudur. Sonuçsa sınır olmadığıdır. Tek sınır nefesin alınıp veremediği noktadır. O seviyeye gelene dek ne kadar acı çekersen ne kadar kötülük yaparsan seninle sınırın budur.”
''Terk ettim okulu. Belki hala bir yerlerde kayıtlarım duruyordur ve yoklama kağıtlarına yok yazılıyorumdur. Ve belki de benim için söylenecek en yerinde kelimedir. Ben yokum! En azından yokmuşum gibi dönsün dünya diye nefesimi bile tutmuştum bir zamanlar.''