destan gılgamış övgüsüyle başlıyor ancak gılgamış’ı daha medeni ve şehirli özellikler ile övüyor. her şeyi tanıyan, bilen, gizleri ortaya çıkaran, aydınlatan, uzun yolculuklara çıkan maceralara atılan birisi ve en önemlisi de uruk kentinin etrafına sur örmesi ile meşhur bir kişi. ördüğü sur duvarının o dönemin kaliteli duvar olarak bilinen malzeme ve teknikler ile yapıldığı anlaşılmaktadır. pişmiş tuğla, çok uzaktan gelen taş eşik ile birlikte düşünüldüğünde uruk kentinin mezopotamya’ya has malzeme özelliklerinin olduğu görülüyor. gerçekten de o dönemlerde taştan yapılmış sur duvarı bulmak kolay değildir hiçbir kentte. ancak burada, yedi bilge’nin temelini kurduğu, yani aslında kentin planını yaptığı, kentin kişilere bölüştürülmesi, mahallelere ayırılması, yönlenişi ve kapılarının belirlenmesini yaptığı kentin çevresinde bulunan sağlam ve dayanıklı malzeme azlığından dolayı, yapay malzemeye yönlendirdiği görülür. bu da üstün bir organize olma, iş bölümü ve üretimcilik edimleriyle gerçekleştirilebilir. dolayısıyla, uruk kentinin insan tipi oldukça endüstriyalist, çalışkan ve kent için çok emek sarf ettikleri anlamına gelebilir. bu surun önemi burada daha da belirginleşir. destan bu suru, kentin genişliğini ve eanna tapınağını överek başlayıp biter. homeros’un ilyada’sında da illion (truva) kentinden bahsederken de kentin surlarının yüksekliğinden, sağlamlığından ve bir tanrı tarafından (poseidon) yapılmış olduğundan bahsedilir.
yedi bilge antik yunan’da da önemli bir kavramdır. atina kentinin kurucularından olan ve yedi bilge de denilen bir kanun yapıcılardan bahsedilir. bu yedi bilgenin sayısı kesinlikle kesin olarak yedi değildir. değişken bir sayıya ve kişi listesine sahiptir ancak bu durumun yedi sayısının bir çeşit bilgelikle (hikmetle, sophos ile) bağlantısı