Oz

Puan vermedi·176 syf.·
2021 43. kitabı
destan gılgamış övgüsüyle başlıyor ancak gılgamış’ı daha medeni ve şehirli özellikler ile övüyor. her şeyi tanıyan, bilen, gizleri ortaya çıkaran, aydınlatan, uzun yolculuklara çıkan maceralara atılan birisi ve en önemlisi de uruk kentinin etrafına sur örmesi ile meşhur bir kişi. ördüğü sur duvarının o dönemin kaliteli duvar olarak bilinen malzeme ve teknikler ile yapıldığı anlaşılmaktadır. pişmiş tuğla, çok uzaktan gelen taş eşik ile birlikte düşünüldüğünde uruk kentinin mezopotamya’ya has malzeme özelliklerinin olduğu görülüyor. gerçekten de o dönemlerde taştan yapılmış sur duvarı bulmak kolay değildir hiçbir kentte. ancak burada, yedi bilge’nin temelini kurduğu, yani aslında kentin planını yaptığı, kentin kişilere bölüştürülmesi, mahallelere ayırılması, yönlenişi ve kapılarının belirlenmesini yaptığı kentin çevresinde bulunan sağlam ve dayanıklı malzeme azlığından dolayı, yapay malzemeye yönlendirdiği görülür. bu da üstün bir organize olma, iş bölümü ve üretimcilik edimleriyle gerçekleştirilebilir. dolayısıyla, uruk kentinin insan tipi oldukça endüstriyalist, çalışkan ve kent için çok emek sarf ettikleri anlamına gelebilir. bu surun önemi burada daha da belirginleşir. destan bu suru, kentin genişliğini ve eanna tapınağını överek başlayıp biter. homeros’un ilyada’sında da illion (truva) kentinden bahsederken de kentin surlarının yüksekliğinden, sağlamlığından ve bir tanrı tarafından (poseidon) yapılmış olduğundan bahsedilir. yedi bilge antik yunan’da da önemli bir kavramdır. atina kentinin kurucularından olan ve yedi bilge de denilen bir kanun yapıcılardan bahsedilir. bu yedi bilgenin sayısı kesinlikle kesin olarak yedi değildir. değişken bir sayıya ve kişi listesine sahiptir ancak bu durumun yedi sayısının bir çeşit bilgelikle (hikmetle, sophos ile) bağlantısı
Gılgamış DestanıAnonim · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20237bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·192 syf.·
2021 32. kitabı
genel olarak bakıldığında okuyucu kitabın ismine aldanıp kitaptan çok fazla beklentiye giriyor. sanat ile ilgili bir mitolojinin ya da sanat hakkında kavramsal bir tartışma bulacağını umut ederken, içinde yalnızca mitoloji bulabiliyor ve bulduğu şeylerde hemen her yerde bulabileceğiniz, 150 seneyi aşkın bir süredir çok fazla incelenmiş ve ilan edilmiş söylemleri okumak zorunda kalıyor. öncelikle şu söylenebilir. "sanatın mitolojisi" sanat ile alakalı mitoloji ya da sanatın yarattığı, sanat kavramına ait bir mitoloji demektir. bu kitabın adının mitolojik sanat ya da mitolojinin sanatı olmalıymış zira sanat ile alakalı hiçbir kavramsal tartışma yapılmamıştır. hatta mitolojinin mitolojisi olsa çok daha yerinde olurdu. ismail sezgin burada mitosların toplumun kolektif hafızasının ürünleri olduğunu belirtirken mitosların içerisindeki oldukça kişisel sayılabilecek imgeleri biraz da olsa öteye itmiş gibidir. mitos anlatılarında bulunan (ve günümüzde bize çok acayip ya da sıradışı sayılabilecek) figürler, olaylar, kurgular, nesneler, mitosun yaratıldığı dönemde oldukça kişisel bir imgelem ürünü iken, sonradan evrenselleşmiştir. burada imgenin kişisel bir yapıntı mı yoksa evrensel bir yorum mu olduğu tartışılabilir. ayrıca, ismail sezgin'in kullandığı "şunu söyleyebilirim", "bunu iddia edebilirim" diye bildirdiği çoğu iddia zaten çoktan beridir söylenmiş ve tartışılmış, aşılmış ve sonuca bağlanmış tartışmalardan ileri gidemiyor. bu tip bireysel ifadeleri bir çeşit ego ile bağdaştırmak zorunda kalıyoruz. bu da ya okuyucuyu küçümsemek ya da hafife almak anlamına geliyor ve bilimsel ifade yöntemleri ile alakasız, çiğ bir söyleme sebep oluyor. bu tip cümlelerde yazar yerine ben utandım. ismail sezgin’in mitosları tarif ederken kullandığı “ölü söz”, “dna”, “ışık (sorgulama,
Sanatın Mitolojisiİsmail Gezgin · Sel · 2008213 okunma
Puan vermedi·232 syf.·
2022 48. kitabı
Oruç Aruoba bile "İle"yi Le Corbusier'nin bu motif hakkında bulunduğu kupkuru modernist bir yorum ile açmış. Yorumun şaşırtıcılığı yazarının bu motifi "kaçınılmaz" olarak görmesinde, ve neredeyse matematiksel ve fiziksel bir kanun olarak belirdiğinden bahsetmesinde. Gerçekten de bir "ile"yi, "en arı ç e l i ş k i" olan ilişkinin geometrik olarak betimlenmesinde daha uygun bir biçem görünmüyor. Arzu ve yaşam birbirini bu kadar hırpalarcasına itip çektiği sürece, çapının sürekli daraldığı (ya da genişlediği) bir yörüngenin göze görünür hale gelmesi (Dolunaya kaç akşam kaldı?), sanatçının elinde yontulur hale gelmesi şaşırtıcı olmasa gerek. Bir volüt, evrenselliği ya da süresizliği dışında, bilince en içkin edimlerden birisini de ifşa eder: arzunun dindirilmesinin kasten iptali (Ne çıkar kaç akşam kaldığından dolunaya - Bu karanlık anı çalarken sorduk mu zamanı?). Aruoba'nın tüm metni boyunca bir volütün, bir yörüngenin güzergahı doğrultusunda ilerlediğinizi, görünmeyen, bilinmeyen, ismi dahi anılmayan bir "diğeri"nin de sizinle simetrik olarak aynı doğrultuda ilerlediğinizi hissedebiliyorsunuz. Alıntıların kurnazlığı (ya da apaçıklığı) sanki uzun zamandır derlenen bir koleksiyonun açılışına davet edildiğinizi gösterir: "but that when light fails and this sweet profound Paris moves with lovers,two and two bound for themselves,when passionate dusk brings softly down the perfume of the world (and just as smaller stars begin to husk heaven)you, you exactly paled and curled with mystic lips take twilight where i know: proving to Death that Love is so and so. e.e.cummings SONNETS-REALITIES III, CHIMNEYS, Tulips & Chimneys (1922) ama ışık yitince ve bu tatlı derin Paris dolunca aşıklarla, ikişer ikişer kendilerine yönelmiş, günbatımı tutkuyla getirince yumuşakça kokusunu
İleOruç Aruoba · Metis Yayınları · 20184,447 okunma