Muammer, bir alıntı ekledi.
13 saat önce · Kitabı okudu

Erken çıkarsak trafik olmaz.
Genç ölmek demedim, dedim mi?
Biliyorsun Rabbim, bilmiyorum kendimi;
Kağıtlar
Kadar...

Kimsenin Kalbi, İbrahim Tenekeci (Sayfa 44)Kimsenin Kalbi, İbrahim Tenekeci (Sayfa 44)
Mehmet Ferit, bir alıntı ekledi.
17 saat önce · Kitabı okudu · 4/10 puan

Otopark olarak kullanılan kaldırımların özgürlüğü için kavga vermeyen bir toplumda, trafik kazalarının gündemde olması hiç de rastlantı değildir.

Ayçöreği ve Denizyıldızı, Sunay AkınAyçöreği ve Denizyıldızı, Sunay Akın

KAYNAMIŞ MISIR
-kaynamış süt mısır!
gözlerinin baktığı yerde bir bülbül
gülüne şarkı söyler şimdi,
ve sana tüm bakan gözlerin,
bulunduğu bedenlerinin,
taşıdığı kalplerin içinden
en güzel salavatlar
huzuru üfler aynı güzellikteki
vicdanlara..

-kaynamış süt mısır!
sigaramın izmariti
parmağımı yakma hinliğinde,
sarı saçlı dudağını çekiğe büzmüş
nükleer başlığı konuşurlar
dünyayı yakmaya yeten hinlikleriyle..
bana yol ver kalbinde
dediğim günlerdeyim halen,
kabul edilmiş bir kader,
içinden çıkılamaz bir keder,
terden akan umutlar..
benim daracık dünyamın
çıkmaz sokağında kilit bir trafik,
mısırcıya yol vermiyorlar,
azar yemekte garibim üstelik..
bir sevgili
sevgilisinin dondurmasından
"-bir ısırık al aşkım",
sıcakta ne güzel giderdin sen,
hatta bence
şimdi,
arkanda bıraktığın soğuk bir esinti
ki müsebbibi dalgalanan kokun..
açar yolları tüm gönüllere
mısırcı bile onlardan hariç değil..

-kaynamış süt mısır!
mısırcının bakışında
akşamki yemeğin acabası,
yarın ne olacağım diyen
bir şirket sermayesi,
yarın cennetteki nehirleri göreceğim
diyen çöl hayatının son deminde
ölüm döşeğindeki zenci,
çocuk uyumuşken ütü yapan bir anne,
bir telaş tüm yüreklerde,
bir garip ve hazin öykü,
ve sana giden yollarım şairde kapalı
ben de var bile olamıyorken,
önündeki yola bakan
bir garip ben..
içimde sana yürüyormuşum gibi,
bana sarılıyormuşsun gibi,
sevişiyormuşuz gibi,
beraber ölecekmişiz gibi sanki,
hani hep dediğim gibi sana..
önce ben..

Kâtip abi

ercanscgn, bir alıntı ekledi.
 Dün 13:58

Kutsal" İnek" İnancı...
Birçok dinde 'İnek' verimliliğin sembolü olarak görülmüş ve genellikle' Büyük Ana' sembolü ile bütünleştirilmiştir.....Hint Kültüründe İnek; kutsiyet kazanmış ana unsur sayılan toprağın sembolü olmuş ve ' Kutsal İnek' motifi ile yerini almıştır. Çünkü Vedalarda( Hinduizm'in kutsal metinlerinden) İnek, bütün iyiliklerin kaynağı' Tanrıların ve insanların besini' olarak nitelenmiş ve çoşkulu birçok ilahide de yer almıştır. Bundan dolayı İnekler; Tanrı olarak kabul edilmese de kutsiyet atfedilen önemli varlıklar sayılmış; yer, gök ve hava aleminin anası olarak görülmüştür. Hindistan'da Kutsal İnekler; 'Tabu' sayılmış, dokunulmaz kabul edilmiş, kesilmez ve yenilmez addedilmiştir........İnekler ve öküzler, caddelerde, alışveriş merkezlerinde ve iş yerlerinde serbest dolaşmaktadır. Yola yatmaları halinde trafik ona göre düzenlenmektedir.......Hindistan'ın Kopargaoh şehrinde 1981 yılında, Müslümanların dört kutsal ineği kestikleri yolunda söylentilerin çıkması üzeine büyük olaylar patlak vermiş, Müslüman mahalleler ateşe verilmiş ve bölgede süresiz sokağa çıkma yasağı konulmuştur......Hindistan'da 250-300 milyon civarında Kutsal İnek olduğu belirtilmektedir.

Hinduizm, Mehmet Beden (Sayfa 42 - Festival Yayıncılık)Hinduizm, Mehmet Beden (Sayfa 42 - Festival Yayıncılık)
Welat, bir alıntı ekledi.
Dün 12:09

"Aşkta geriyiz de başka şeylerde ileri miyiz sanki ? Yalnız trafik kazalarında birinciyiz.."

Tutunamayanlar, Oğuz AtayTutunamayanlar, Oğuz Atay
Tayfun, bir alıntı ekledi.
25 May 03:22 · Kitabı okuyor · Beğendi

...o zamanlar Türk erkeklerinin en küçük bahaneyle her yerde, kahvehanelerde, hastane kuyruğunda beklerken, trafik tıkandığında, futbol maçında, her durumda tekme tokat kavgaya giriştiğini, kavgadan korkup pusmanın en büyük şerefsizlik kabul edildiğini söyleyeyim ki, bizleri yanlış anlamasınlar.

Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 358 - Yapı Kredi Yayınları)Masumiyet Müzesi, Orhan Pamuk (Sayfa 358 - Yapı Kredi Yayınları)
Gez Atıf, Telepati'yi inceledi.
25 May 02:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Kitabımız adından da anlaşılacağı gibi tam bir gençlik kitabı.İki tane ana karakterimiz var.Bu karakterlerimiz farklı şehirlerde yaşayan Alex ve Jenny adlı iki tane yalnızlık hissi içlerini kaplamış gençlerimiz.Olayın başlangıç örgüsü bayılmalar ve bu bayılmalar esnasında gördükleri görüntülerle başlıyor.Bu görüntülerde iki genç birbirlerini görüyorlar,başlangıçta birbirleriyle iletişime geçememiş olsalar da daha sonradan ilk adımı her zamanki gibi erkeğimiz atıyor ve merhaba niteliğinde kızımıza ben gerçeğim ya sen diye soruyor kızımız şaşkın bir halde ağzındaki düğümü çözerek hangi şehirde yaşadığını söylüyor.Erkeğimizde gençlik aleviyle kendisini bir hışımda ,ailesini trafik kazasında kaybetmiş kendisinin ise tekerlekli sandalyeye bağlı kalmış Einstein zekasına sahip arkadaşının yanında buluyor ve arkadaşının hack yetenekleriyle paraya bulup kızın yaşadığı yere gidiyor ve bu arada artık bayılmadan sadece vücutlarında uyuşma hissedecek şekilde telepatik bir iletişim sağlayabiliyorlar ve bir buluşma noktası ayarlıyorlar.Erkek meraklı bir şekilde buluşma noktasına geliyor ancak kızı bulamıyor.Nerede kadınım diye dert yanarken kızla iletişime giriyor.Kız da diyor ki bende seni bekliyorum neredesin seni göremiyorum.Bunu söyledikten sonra erkeğimiz umutsuzluğa düşüyor ve ve mucit arkadaşını arıyor.Mucit arkadaşımız da ailesiyle geçirdiği trafik kazasından sonra araştırmaya başladığı kendinin ve bazı bilim insanlarının kurduğu bir hipotezi arkadaşına soru şeklinde açıklıyor.Paralel Evrene inanır mısın ?...devamı kitapta.Yorumumu buraya kadar okuduğunuz için teşekkürler.Kendime göre bir şeyler yazmaya çalıştım.Kitabı bir iki günde bitirdim.Beni baya etkiledi,iki gencin birbirine kavuşma çabası ve umutsuzluğun üstesinden gelinmesi gerektiğini açıklıyor bence yorumum buraya kadar size iyi okumalar.Hayatta kalmanız dileğiyle...

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
Ne kapanan kapılar,
Ne yıldız kayması gecede,
Ne ceplerde tren tarifesi,
Ne de turna katarı gökte.


İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!


İpi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
Birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
Duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.


Ödünç sesle konuşan bir kalabalık içinde
Kendi sesiyle silinmek.
Birdenbire büyümesi
Gülüşü artık yaprak kıpırdatmayan bir çocuğun.
İnsanın yaşlandıkça kendi kuyusuna düşmesi
Bir kadının yatağına uzanan kül bağlamış bir gövde.


Saçına rüzgar,
sesine ışık düşürememek kimsenin.
Parmaklarını sözüne pınar edememek
Uzaklarda bir adamın üşümesi
bir kadın dağlara daldıkça.
Işıklı vitrinlere bakmadan geçmek çarşılardan
Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
Evlerle sokaklar arasında bir ayrım kalmaması
Ayrılık yağmurdan vazgeçiş, sudan üşüme
Yalnızca gölge vermesi ağaçların
İyiliğin küfre dönmesi ayrılık.
Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya
Başını alıp gitmek gibi bir geri dönüş
İki adımından birisi insanın, sevincin kundakçısı,
Hüznün arması, süren korkusu inceliğin.


Ayrılık, o küçük ölüm!


Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.


Şimdi anlıyor musun
gidişinin neden ayrılık olmadığını,
Bir yaprak düşmesi kadar ancak,
acısı ve ağırlığı olduğunu.
Bir toplama işleminin
sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
Boşluğa bir boşluk katmadığını,
kar yağdırmadığını yaz ortasında....


Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından
kalkıp ağzını yıkadığında başlamıştı.
Ben bulutları gösterirken,
“Bulmacanın beş harfli bir yemek sorusuna”
yanıt aramanla halkalanmış,
“Aşkın şarabının ağzını açtım,
yar yüzünden içti murt bende kaldı”
Türküsü tenimde düğümlenirken,
odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
Dağlarda öldürülen çocukların
fotoğraflarını kenara itip,
“Bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı?”
Dediğinde varacağı yere varmıştı çoktan.


Ne mi yapacağım bundan sonra?


Ayak izlerimi silmek için
sana gelen yolları tersinden yürüyeceğim önce.
Şiir okumayacağım bir süre,
Hediyelik eşya satan dükkanların
önünden geçmeyeceğim.
Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu,
bir gül ağacının dibine dökeceğim.
Yeni bir yanlışlık yapmamak için
telefonlara çıkmayacağım
Ardı kuş resimli aynalar
arayacağım mahalle pazarlarında
Gençliğimi anımsamak için.
Emekli kahvehanelerinde yaşlılarla konuşarak,
Sonumu görmeye çalışacağım.
Fotoğraflarını güneşe koyacağım,
bir an önce solsun diye.
İçinde ay ışığı, iğde kokusu ve begonvil bulunan
Tüm resimleri duvarlardan indireceğim
Mican türküsünü asacağım yerlerine.
Falcı kadınlara inanmayacağım artık
Trafik polislerine adres sormayacağım.
Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle
gülmeyeceğim kimseye.
Fesleğenden başka bir çiçek
Koymayacağım penceremin önüne.
Büyük kentlerin varoşlarında çırpınan
Üç milyon yurtsuza evimi açacağım.
Nerde bir kayıp, bir faili meçhul varsa
Bıraktığı acının yanına resmini asacağım.
Şaşırma! Yetimi korumak için
Yeni aşklar bulacağım kendime.


Ne yapacağımı sanıyorsun ki?


Tenin tenime bu kadar sinmişken,
Ömrüm azala azala akarken önümde,
Gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
Senin korkularını,
benim inceliğimi doldurup yüreğime,
Bıraktığın boşluğu yonta yonta
binlerce heykelini yapacağım.

Şükrü Erbaş.

Eymen Dila Dede, bir alıntı ekledi.
 23 May 19:58 · Kitabı okuyor

Meryem, sokaktaki insanların oldukları yerde kaldığını gördü. Trafik ışıklarında bekleyen arabaların camlarından uzanan yüzler yukarıya, yumuşacık dökülen tanelere çevrilmişti. Mevsimin ilk karında bu kadar büyüleyici olan nedir acaba, diye merak etti; neden böylesine etkiler insanı? Henüz kirlenmemiş, el değmemiş bir şeyi görme şansı mı? Yeni bir mevsimin, güzel bir başlangıcın çabucak uçup gidecek olan zarafetini, ayaklar altında ezilmeden, kirletilmeden önce yakalama telaşı mı?

Bin Muhteşem Güneş, Khaled HosseiniBin Muhteşem Güneş, Khaled Hosseini