Bu gün şanssızlık seninleydi( şansın olsaydı çarpardı)trafik kazasından kurtuldun yine . Bu kadar soğukkanlı ve hiçbir şey olmamış gibi davranman artık hayata karşı hiçbir heyecanının kalmadığını gösteriyor.
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Uzun Yolları'da Göze Alabilen Bir Dostluk
Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşamüstünün bir saatinde, yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz? Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ilerde bir gün karışılacağımızı sandığımız bir başkasına bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu? Karşımıza erken çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir. her zaman aynı fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitmeden yıprattığımız dostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir...
Şiir
Ankara trafiği biraz daha artarsa arabada kitap okuyabilirim. O denli bir trafik yoğunluğu var.
Medeniyet Kafesinde Bir Primat
Tanpınar'a Huzur Yok "Varlığa bilgi ve düşünceyle mi, duygu ve sezgiyle mi tutunuyoruz? Aslında hâlâ primatız. Kendi kendimizi evcilleştirdik fakat olgunlaşmadık sanki. Yoksa her şey hâla dürtülerle mi ilgili?.. Bilmiyorum." Çok güzel sorular oldukça düşündürücü. Ben şöyle yorumladım: İnsan, mantığıyla inşa ettiği evde duygularıyla yaşayan bir canlı. Hayata tutunma çabamızda dengede kalmak çok önemli. Sadece bilgiyle tutunmaya çalışırsak hayat buz gibi bir mantık laboratuvarına döner; sadece duyguyla tutunursak da fırtınada savrulan bir yaprağa dönüşürüz. İşte bu yüzden teraziye dikkat etmek gerekiyor. "Aslında hala primatız, evcilleştik ama olgunlaşmadık" muazzam bir cümle... ​Biz kendimize "medeniyet" adını verdiğimiz çok şık, kuralları olan, nezaket dolu bir kafes ördük (yani evcilleştik). Trafik ışıklarında bekliyoruz, kuyruğa giriyoruz, masada çatal bıçak kullanıyoruz gibi. Ancak bu evcilleşme, biyolojik yapımızın değiştiği anlamına gelmiyor. Beynimizin en derininde, milyonlarca yıllık o ilkel "sürüngen beyin" ve "limbik sistem" vahşileşmek için hala capcanlı duruyor. Saldırma, kaçma, öfkelenme anlarında ortaya çıkıveriyor. Dürtüler meselesi ise çok ilgimi çekiyor. Hayatta kalma, üreme, kabul görme, güç arzusu, takdir edilme, onaylanma daha da sayarız... Nörobilimciler kararlarımızın çok büyük bir kısmının aslında bilinçaltındaki dürtüler tarafından alındığını, mantığımızın ise sadece bu kararlara "kılıf uydurduğunu" söylüyorlar. ​Bana çok tanıdık geldi. Yani bir şeyi çok mantıklı bulduğumuz için seçmiyoruz; önce onu içgüdüsel olarak arzuluyor, sonra da neden seçtiğimizi mantıkla kendimize ve dünyaya açıklamaya çalışıyoruz. :) ​Tabi insan şu soruyu sormadan edemiyor. "Biz neyiz o zaman?" ​Benim bu sorulara cevabım şu olurdu:
1000Kitap
Çok kötü trafik kazası oldu yaşadığım yerde. İnsanlar hiç dikkat etmiyor basıyorlar gaza gidiyorlar olan başkalarına oluyor birde 3 kişi ölmüş. Yanan mı dersin kafası parçalanan mı dersin videoyu izledim gece uyuyamadım çok kötüydü psikoloğa görünmem lazımm!!
1000Kitap