Hayat hiçbir şeydir, itina ile yaşayınız...
Albert Camus, yolculuğunu trenle yapmayı düşünüyordu. son anda vazgeçti. Yayımcısı ve yakın dostu michel gallimard'ın kullandığı facel vega marka otomobile bindi. 4 ocak 1960'ta, Fransa'da villeblevin yakınlarında kaza yaptılar. Camus olay yerinde 46 yaşında hayatını kaybetti. Gallimard birkaç gün sonra öldü. Camus hayattayken, kendisine en absürd ölüm biçiminin ne olduğu sorulduğunda, araba kazasında ölmeyi örnek vermişti. Ne kadar acı tesadüfler.
Hayata Dair
Trenler
Artık geri döner mi bilmem Bilmem trenler almış rayına giden .
Müzik
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Ben zamanları… Tren gelmeden.. Gece Yarısı Treni
Tezer Özlü ile hemhal olmak
Tren yollarını severim. O sonsuzluk hissi beni çok rahatlatır. Hani birlikte yürümekten keyif alacağım ve bu isteğimi garipsemeyen biri olsaydı kilometrelerce yürümek isterdim rayların üstünde. Gün batımında belki sonbaharda ... Tren yolculuklarını da severim. En keyifli okuma alanlarından biridir benim için. Bakalım bu yolculuk kaç sayfa sürecek 🥰
Kendime Not Her şeyi yetiştirmeye çalışma. Bazı trenler sensiz kalksın, bazı kapılar ardına kadar açık kalsın. Dünyanın bütün yükü omzuna yakışmıyor. Biraz eksik kal. Biraz geç kal. Biraz da vazgeç. Kırılınca hemen toparlanma mesela. Dağınık dursun odan, yarım kalsın bir cümlen, cevapsız bıraktığın sorular olsun. Sürekli güçlü görünmekten taşa dönüyor insan. Oysa su daha çok şey başarıyor. Önüne çıkan kayayı itmeden, bağırmadan, kendini kanıtlamaya çalışmadan. Bunu yeni öğrendim: Hayat, kusursuz bir çizgi çekmek değil. Bazen kalemin kayması, mürekkebin dağılması,
1000Kitap
Dönence
Simsiyah bir gece ve ben koynunda yapayalnızım. Gece geç saatlerde, bilhassa 00.00 sonrasında insan yalnız hisseder. İsterse milyonlar olsun yanında, bir kez de olsa tadacak o hissi yürek. O hissi geçirmek zordur, hatta imkansıza yakındır da. Durur düşünürsün, tavanı, tavandaki lekeleri ve her bir şekli ezberlersin zamanla. Bakarsın saate, kaç saat uyuyacağını merak edersin ve yatağa girdiğinde henüz gece yarısına yeni gelmiş olan saat, bir bakmışsın gecenin üçü olmuş. Bir gaflet yatmazsan o saatte, tebrikler; sabahın beşine sürgün yedin. Ve lanetlendin. Sabahın ya da gecenin beşi, fark etmez. Sürdün yediğin o saatten sonra uyusan yetmez, uyumasan gitmez. Düşünceler bir kemirgen olup beynini yok ederken ağır ağır baş ağrısı sızar içeri. Kumlar fırlatırlar gözlerine, kıpkırmızıdır beyaz olması gereken kısımları. Mor halkalar misafir olur gözlerinin altına. Uyutmaz sabah beşler, gece üçler. Uyutmayan aslında düşünceler. Yorgunluk daimi yoldaşın, huzursuzluk ebedi dostun olur yanında, bir gölge gibi takip ederler seni. Gölgenden kurtulabilir misin? Simsiyah gecenin koynunda, yapayalnız hisseden herkese. Yalnızlık aslında en büyük kalabalıktan taşar ve sen o kalabalığın içinde kendine bile yabancı kaldığında ruhundan sürgün yemiş gibi uçsuz bucaksız, ışık görünmeyen o yola girersin; gördüğün ilk ışığa koşma çünkü karanlık bir tünelde gördüğün her ışık kurtuluşun olmaz. Trenler de tünele ışık tutar, o ışığa kanma, emin olmadan adım atma ve unutma; en yalnız anında bile sen varsın yanında.
Alıntı