Tanabay derin bozkırda arkasında bıraktığı mesafeye baktı. Buraya kadar nasıl gelebildiğine şaşırdı. Başlangıçta ne kadar da uzun gözükmüştü gözüne, şimdi ise tepeye az bir yol kalmıştı. Tanabay durdu ve biraz manzaraya doğru bakındı. Atı Gülsarı'ya baktı. Nasıl da geldik ha Gülsarı. Baya hızlı geldik. Tanabay kolhoza yardım için öte köye varmaya çalışıyordu. Gün yavaştan ağarmaya başlamıştı. Gülsarı yorulmuş Tanabay'ın yüzünden terler damlıyordu. Tanabay işini bilen bir adamdı. Kolhoz'un devamı için yapması gereken işi yapardı. Son yıllarda işler değişmişti tabi. Kolhoz'a işinin eri olmayan adamlar atanmıştı. Tanabay anlamazdı! Belki de anlamadığından böyle diyordu. Derin bozkırda koyunları güdüyor. Köyüne ve devletine -komünist varlığına bir destekte o olmak istiyordu. Savaş döneminde de böyle yapmıştı. Cephede karşı düşmana hücum ederken de böyle yapmıştı. Devletim, vatanım, milletim demişti. Şimdi ne olmuştu da böyle şeyler dönüyor emin değildi. Savaş bitince her şey iyi olacak gibi gelmişti. Köyüne dönmüş, çocukluk aşkı Canbay ile evlenmişti. Sonraları Canbay'ın ona neden baktığını anlamamıştı. Kara gözleri, uzun saçları ve ufak gözleri ile başka bir erkeğe'de aşık olabilirdi. Tanabay ise sıradan biriydi , aptal biriydi.
Savaştan sonra gidişat iyi olmamıştı. Toprak babalarından malları alınmış ve sürgün edilmişti. Varlıklar kolhoza bağışlanıyordu. Tanabay var gücüyle kolhoza destek olmak istemişti. Devlet başta olmalıydı. Yoksa kurdu çakalı çıkar bağımsızlığa leke sürerdi. Arkadaşı Bektur o zamanlar kolhoz'un başındaydı. Onun ricası üzerine yayla'da koyun gütme işine verildi. Her yıl koyunları çoğaltmaya çalışıyordu, yünlerini de kolhoz'a veriyordu. Son günlerde işler tam tıkırında değildi. Tanabay yayla'da zorluklar çekiyordu. Kış çetin vurmuştu. Gülsarı'ya ve