kitabın anlatım tarzını epey beğendim. özellikle karakterlerden birinin bakış açısıyla bitirilen bölümdeki son cümlenin, yeni bölümde bir başka karakterin bakış açısıyla ilk cümle olarak verilmesi beni epey güldürdü. örneğin; ethem’in ağzından anlatılan bir bölüm ‘nasılsa bu ailede her şeyin bedelini en çok ben ödedim.’ diye bitiyorken bir sonraki bölüm ekrem’in ağzından anlatılıyor ve ‘tabii canım, her şeyin bedelini siz ödediniz.’ diye başlıyor. herkes, kendi içinde aile üyeleriyle devamlı kavga ediyor ve yasak elma dizisi tadında eğlenceli bir kitap ortaya çıkıyor.
kendimi bir sitcoma ortak oluyormuş, her bir karakter benimle dedikodu yapıyormuş gibi hissettim, bir çekirdeğim ya da patlamış mısırım eksikti. ve kimin hikayesini okusam her birine hak verdim, sırayla manipüle ettiler beni. sonu da hayal ettiğimden daha güzel bitti, kesinlikle bana bir şeyler katan bir kitap oldu. Söyleme Bilmesinler
kaçmayı daha kolay buldum. her şeyden, herkesten kaçmanın soluklanacak bir durağı var, ama kendinden kaçıyorsan durmadan kaçıyorsun, durduğun, dinlendiğin bir an bile olmuyor. şunca senedir yaptığım bundan başka bir şey değildi. kendimi yarım hissediyordum. yarım yamalak… bu yarımlığı hatırlamamak için üstünü örtüyordum kendimin. görünmez olana kadar.
bazen suyun berraklaşması için önce bulanması gerekiyor. ben hep o bulanık suyun içindeydim. dibi göremiyordum. bulanık bir suyun içinde yüzmüşüm ömür boyu. doğduğumdan beri bozuk görüyormuşum her şeyi, yanlış duyuyormuşum.
neşe bulaşıcıdır falan diyorlar. yalan. neşe kolonya gibi bir şey. dökünüyorsun, o an ferahlıyorsun. sonra uçup gidiyor burnundan, elinden, üzerinden. kasvet öyle değil ama, zamk gibi, bulaşıyor ve dokunan herkese yapışıyor.