bazen öfke patlamaları yaşayarak evindeki eşyaları kırıp döküyor, kitapları duvara fırlatıyor ya da çay fincanlarını lavaboda parçalıyordu. bazense evde umutsuzluk içinde otururken gözyaşlarının ortasında başka bir şey daha hissediyordu: bu duygulara sahip olduğu için bir miktar gurur. böyle bir kapasiteye sahip olmak, tüm bunları içinde taşımak büyük bir olaydı.
bazen gözleri sadece kartalları görüyormuş da bana bakmayı unutuyormuş gibi geliyordu. altmış yaşına bastığı zamanı hatırlıyorum. ona bir pasta götürmüştüm. ilk kez o zaman aramızda gerçek bir sohbet geçti. ‘hayattaki en önemli şey sence ne?’ diye sordum. biliyor musun ne dedi? ‘özgürlük.’ bunu duymak beni gerçekten üzdü. çünkü hayattaki en önemli şeyin ben olduğumu söyleyeceğini sanıyordum.
“hayatta sadece bir kez kendini göreceksin ve bu hayatının en mutlu ya da en acı anı olacak.”
“bu oldu mu peki sana? hiç gördün mü, kendini?”
“hayır, hâlâ arıyorum.”