Yehuda İsa’yı ele verirken öpmüştü. Hainliğinden değil, İsa’yı sevdiği, kıskandığı, kendi artı onbir kişiyle paylaşmaya yanaşmadığı, onu, kendini aşan, onbir kişiyle İsa’yı da aşan bir düşe bırakmaya razı gelmediği, ele verişinin onu öldüreceğini bildiği için öperek ele vermişti. Öpmekten başka bir şey düşünemediği, ölümün, açıldığını bilmediği eşiğinde duran İsa’yı uğurlarken kavurucu sevgisini başka hiçbir şeye güvenemediği, yükleyemediği, kurban edemediği için öpmüştü. Onu ölüme yollamadan çıldırmamak için. Ama öptüğü günün gecesinde gırtlağını soluksuzluğun sonsuzluğuna bağladığı zaman, İsa’nın öleceğinden emindi. Aşkın küçüklüğünden, cılızlığından başka bir köşesine tutumamış, yakamozunu kendine göksel bir besin bellemişti. Güvenememişti kendisine güvenine, kıskanmıştı onu, ötekinin kıskandığı gibi.”
“Bugün çıldırdıktan,sevdikten, yanıp yıkılıp yeniden doğrulduktan, sonunda benim için yürüyebilecek, tekliğinde şaşırtacak denli öteki yollara benzeyen tek yolu bulduktan, erincin taşırıcı garipliğinde Yehuda’yı anladıktan sonra her şey kolay geliyor. Bundan sonra güçlüğe rastlamamayacağımdan değil, aşkın tüketilmez güçlüğünü bildiğim için kolay geliyor.”