Akşam, güneş artık deniz ufkunda silindi,
Hülyâ gibi yalnız gezinenler köye indi.
Ben kaldım, uzaklarda günün sesleri dindi,
Gönlümle, hayâlet gibi, ben kaldım o yerde.
Duygular manzumesinin sezdiği hakikatler, çok defa kelimelerin izah ettiği sözlerden daha yanılmaz hükümler taşır. Hamza da daima, hassas bir ibre gibi, Meryem'in hislerinin mümessili olan hareketlerine dikkat eder, onları, sözle ifade edilmişten daha iyi anlayarak, bu arzuların icab ettirdiği tarafa teveccüh ederdi.
Sayfa 36 - İhramcızade İsmail Hakkı Arşivi, Pdf·Kitabı okuyor
Meryem, gönül muammasını kendi de bilmiyordu. Herkese olduğu gibi bu gönül kendi için de büyük bir sır idi. Bir aşk kaynağı olan Meryem, nasıl oluyor da hiç bir sevdanın üzerinde tevakkuf edemiyordu? Şu muhakkak ki Meryem, kendini sarmış olan aşk kudretine, seddini yıkmaya müheyya bir sele bakar gibi korku ile bakıyor ve bir gün gelip bu şeddin yıkılışının ne dehşetli olacağını düşünüyordu. Meryem'in gönül seli, o zaman kim bilir neleri devirip parçalayacak, önüne katıp bir çöp parçası gibi sürükleyecekti. Belki bizzat kendi de bu mukavemeti mümkün olmayan kuvvetin bir kurbanı olacaktı.
Sayfa 25 - İhramcızade İsmail Hakkı Arşivi, Pdf·Kitabı okuyor