Yeni başkent (Hititler) Hattuşa'nın yeri dikkatlice seçilmişti. O kadar
iyi tahkim edilmiş ve kente tek çıkışı sağlayan dar bir vadinin ağzında bulunduğundan coğrafi olarak o kadar iyi konumlandırılmıştı ki, beş yüzyıllık kullanımı boyunca, sadece iki defa ele
geçirildi. İki olayda da şehri kaptırdıkları topluluk büyük ihtimalle komşuları Kaşkalardı. 1906'dan itibaren Hugo Winckler, Kurt
Bittel, Peter Neve ve Jürgen Seeher gibi Alman arkeologlar tarafından yönetilen kazılar sayesinde binlerce kil tablet gün ışığına çıkarıldı. Bu tabletler arasında resmi devlet arşivlerine ait olması gereken yazışma ve belgeler dışında şiirler, hikayeler, tarihçeler, dini törenler ve başka her türlü yazılı belge de var. Bunların tümü, bize sadece Hititli yöneticilerin geçmişleri ve onların diğer halklar ve krallıklarla olan ilişkileriyle ilgili boşlukları doldurma fırsatını vermekle kalmaz, aynı zamanda sıradan halk ve günlük
hayatları, toplum yapısı, inanç sistemleri ve hukuk kuralları hakkında da aynı ölçüde bilgi verir. Örneğin "Eğer herhangi bir kişi, özgür bir adamın burnunu ısırıp koparırsa 40 şekel değerinde gümüşle ödeme yapmak zorundadır" şeklindeki kanun maddesi oldukça merak uyandırıcı (insan kendine bunun hangi sıklıkla
meydana geldiğini sormadan edemiyor).
Yukarıda adı geçen 1. Hattuşili'nin torunu ve halefi 1. Murşili adındaki Hitit kralının, ordusuna bin beş yüz kilometreden fazla bir mesafe katettirerek Mezopotamya'ya kadar yürüttüğünü bu tabletlerden biliyoruz. Burada, M.Ö. 1595'te Babil kentine saldırarak kenti yakıp kül etti ve böylece "Kanun Koyucu" Hammurabi'nin meşhur iki yüz senelik hanedanını sonlandırdı. Sonra
kenti işgal etmek yerine Hitit ordusunun yönünü çevirerek öylece memleketine döndü. Böylece, herhalde tarihte görülmüş en uzun mesafeli vur kaçı