deniz taşkın

deniz taşkın
@tskdnz
İnsanlar bedenlerini süslemek için servet harcarlar, akıllarını süslemek içinse hiç çaba göstermezler. Bu yüzden çoğu dışarıdan parlak, içeriden çürüktür.
Dönemin sahadaki aktif topluluklarından sadece bir tanesi kesin olarak tanımlanabildi. Genel kabul, Deniz Kavimlerinin Filistler kolunun, İncil' de Girit'ten geldikleri belirtilen Filistinli­ lerden başkası olmadığı yönünde. Görünüşe göre aynı oldukları dilbilimsel açıdan o kadar açıktı ki, Mısır hiyerogliflerini deşifre eden Jean-François Champollion bu savı 1836'dan önce öne sür­müş, belirli seramik tarzları, mimari ve başka maddi kalıntıların "Filistin işi" olduğunun saptanmasına ise, İncil'de geçen Gat kenti olduğu belirlenen Tell es-Safi'de görev alan İncil arkeolog­ları daha 1899'da başlamıştı.
Sayfa 5·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Arkeolog ve filologlar, geçtiğimiz yüzyılın büyük bir bölü­münde önce dilbilim oyunları oynayıp sonra da daha yakın za­manda seramik örneklerini ve diğer arkeolojik kalıntıları ince­leyerek üstün gayret gösterdiyse de, bu toplulukların çoğunun arkeolojik kayıtlardaki izlerini sürmek de güç. Örneğin Danuna­ lar önceleri Tunç Çağı'nda Ege'de yaşayan, Homeros'un sözü­nü ettiği Danaolar ile özdeşleştirilmişti. Şekeleşlerin günümüz Sicilya'sından, Şerdanaların da Sardunya'dan gelmiş oldukları sık sık iddia edilir. Bu varsayım, hem sessiz harf benzeşmeleri­ne hem de Ramses'in yazıtlarında bu "yabancı ülkelerin" kendi "adalarında" bir şer ittifakı kurduklarından ve özellikle Şerda­naların "denizden gelen" bir halk olduğundan söz etmiş olma­sına dayanır. Bununla birlikte ileri sürülen bu fikirleri her uzman kabul etmez. Şekeleşler ve Şerdanaların Batı değil Doğu Akdeniz'den geldiğini ve ancak Mısırlılar tarafından yenilgiye uğratıldıktan sonra kaçarak gittikleri Sicilya ve Sardunya bölgelerine isimlerini verdiklerini ileri süren tamamen farklı bir düşünce ekolü de var. Şerdanaların, Deniz Kavimlerinin ilerleyişinin uzun süre önce­sinden beri Mısırlılarla kah müttefik, kah düşman olarak savaş­mış olması, bu ihtimali destekliyor. Öte yandan III. Ramses'in, saldırganlardan hayatta kalanları Mısır'ın içlerine kendisinin yerleştirmiş olduğunu bize iletmesi ise tersine bir sav.
Sayfa 4·Kitabı okudu
Aktarılanlara göre istilacılar tarafından yağmalanmış olan bu bölgeleri biliyoruz, çünkü hepsi de antik dönemin tanınmış yer­leriydi. Hatti, Anadolu'nun iç düzlüklerinde, günümüz Ankara'sı yakınlarında bulunan Hitit ülkesiydi. İmparatorluğun sınırları batıda Ege kıyılarından doğuda Kuzey Suriye topraklarına kadar uzanıyordu. Qode ya da sonraki adıyla Kilikya, büyük ihtimalle bugünkü Türkiye'nin güneydoğusunda yer alıyordu (belki de an­tik Kizzuvatna Krallığı burasıydı). Karkamış iyi bilinen bir arkeo­lojik alandır. Burada neredeyse yüz yıl önce yapılan ilk kazıların ekibinde, Irak'ta İbrahim Peygamber'in doğum yeri olduğuna inanılan Ur kentinde yaptığı kazıyla tanınan Sir Leonard Wool­ley ile T. E. Lawrence da vardı. Lawrence, Hollywood onu Birin­ci Dünya Savaşı'ndaki serüvenleri yüzünden "Arabistanlı Law­rence'a" dönüştürmeden önce Oxford eğitimli bir klasik dönem arkeoloğuydu. Arzava Hititlerin iyi bildiği bir ülkeydi ve kolay erişebilecekleri Batı Anadolu'daydı. Alaşiya büyük ihtimalle bu­ gün Kıbrıs olarak bildiğimiz adaydı. Zengin metal yatakları olan bu adanın bakır cevheri ünlüydü. Amurru Kuzey Suriye kıyısında yer alıyordu. Bütün bu yerleri ileriki sayfa ve hikayelerde yine zi­yaret edeceğiz. Bu istila dalgasında Deniz Kavimlerini altı topluluk oluştu­rur. Bu topluluklardan beşinin adı Ramses'in yukarıdaki Medi­net Habu yazıtında geçer, altıncıyı oluşturan Şerdanalardan da konuyla ilgili bir diğer yazıtta söz edilir. Altı topluluğun da, iddi­alara göre istila edip yağmaladıkları ülkelere göre çok daha fazla karanlıkta kalmış tarafları var. Geride kendilerine ait hiçbir yazılı belge bırakmadılar, yazılı kayıt olarak neredeyse tümüyle Mısır kitabeleri sayesinde bilinirler.
Sayfa 4·Kitabı okudu
Ramses'in yazıtlarına göre hiçbir ülke bu istilacı insan yığınına karşı koyabilecek durumda değildi. Direniş boşunaydı. Dönemin büyük güçleri olan Hititler, Mikenler, Kenanlılar, Kıbrıslılar ve diğerleri birer birer düştü. Hayatta kalanların bazıları kıyımı ge­rilerinde bırakarak kaçtı, bazıları da bir zamanlar gururla yükse­len şehirlerinin yıkıntılarına sığındı. Diğerleri ise istilacılara katı­lıp yağmacı güruhun saflarına katılarak zaten karmaşık görünen yapısını daha da karmaşıklaştırdılar. Belli ki Deniz Kavimlerini harekete geçiren sebepler her bir grup için kendine özgüydü. Ba­zılarını ganimet ve köle sahibi olma tutkusu kamçılarken, diğerleri de belki nüfus baskılarıyla batıdaki kendi topraklarından doğu ta­ rafına göç etmek zorunda kalmıştı. Krallar Vadisi yakınındaki Medinet Habu'da bulunan tapı­ nak mezarının duvarlarında Ramses kısa ve öz olarak şöyle buyurdu: Bu yabancı milletler adalarında bir şer ittifakı oluşturdular. Top­raklar aniden ele geçirildi ve o arbede içinde darmadağın edildi. Hatti'den Qode'ye, Karkamış'tan Arzava ve Alaşiya'ya kadar hiçbir ülke onların silahlarına karşı duramadı, yok edildiler. Amurru'da bir alana kamp [kuruldu]. Halkını ve topraklarını perişan ettiler, artık sanki hiç var olmamış gibiydi. Mısır'a doğru ilerlerlerken onları kar­şılayacak alevler hazır edildi. İttifak edenler Filistler, Zekkerler, Şe­keleşler, Danunalar ve Vavaşlardı. Yürekleri güven ve cesaret dolu, dünyanın bir ucundan diğerine tüm topraklara el koydular.
Sayfa 2·Kitabı okudu
Tarih M.Ö. 1 1 77. Firavun III. Ramses'in saltanatının sekizin­ci yılı. Eski Mısırlılara ve daha yeni bulunan arkeolojik kanıtlara göre, Deniz Kavimleri karadan ve denizden ayrı topluluklar halin­ de gelmişlerdi. Üniformaları ve gösterişli kıyafetleri yoktu. Antik tasvirlerde belli bir grupta kuş tüyü saç süsleri, bir başkasında takkeler, diğerlerinde de boynuzlu miğferler takanlar görülüyor­du, bazılarının ise başları çıplaktı. Bazılarının kısa sivri sakalları vardı, kısa eteklerinin üstüne ya bir tunik giymiş ya da göğüsleri çıplak resmedilmişlerdi. Diğerleri sakalsızdı ve eteğe benzeyen daha uzun giysileri vardı. Bu gözlemler, Deniz Kavimlerinin değişik coğrafyalar ve kültürlerden gelen çeşitli topluluklardan oluştuğuna işaret ediyor. Teknelerle, yük arabalarıyla, kağnılarla ve savaş arabalarıyla, ellerinde keskin tunç kılıçlar, parlak metal uçlu tahta mızraklar, ok ve yaylarla geldiler. Her ne kadar M.Ö. 1 1 77 tarihini bir dönüm noktası olarak ele almış olsam da, istila­cıların epeyce geniş bir zaman aralığı boyunca dalgalar halinde akın ettiklerini biliyoruz. Savaşçılar kimi zaman yalnız geldi, kimi zaman da aileleri eşlik etti onlara.
Sayfa 2·Kitabı okudu